James Jeffrey’in söyledikleri, Amerika’nın darbe girişimine ve Gülen’e bakışı açıkça belirginleşiyor. Fetö konusunda ayak diredikleri ya da nasıl bir bakışa sahip oldukları şu ifadelerinden anlaşılıyor: “Hükumetin idari yetkileri kullanılarak Türkiye’de suçlandığı şeylerden dolayı Gülen’in hayatını daha zor hale getirebilir. İstihbarat ve polis birimlerinin Gülen’in hareketlerin takip edip incelemek üzere yönlendirilmesi gibi bürokratik adımlar atılabilir. Tabii şunu hatırlatmam lazım; bu tür bürokratik adımlar kolay atılamaz.” Söylenmek istenen şudur; siz bu girişimle Gülen’in hayatını zora sokuyorsunuz ama bu öyle kolay olmaz. Gülen size teslim edilemez demeye getiriyor. Ardından da: “Şu anda Türk diplomasisine büyük iş düşüyor; Amerikan yönetiminin üst kademelerini Gülen dosyasını bir an önce mahkemeye sevk etmeye ve Gülen hakkında bazı idari adımlar atmaya ikna etmeleri gerekiyor. Burada mesel şu; Türkiye tehditkâr tavrını bırakabilecek mi? Sırf siz ABD’yi ilişkilerin geleceğiyle tehdit ediyorsunuz diye burada kimse yargıyı bir kenara bırakıp Gülen’i uçağa koyup gönderemez. Bu tehditkâr tavır Amerika’da herkesi çok sinirlendiriyor. Büyük güçler sinirlendiklerinde normalde yapabilecekleri şeyleri de yapmazlar. O yüzden endişeliyim ve ilişkilerin bir felakete sürüklendiğini düşünüyorum.” James Jeffrey, burada Türkiye’yi tehdit ediyor. Sizin tehditleriniz bize sökez. Bizim kurallarımız var biz istediğimiz gibi hareket ederiz. Sizin bu tavrınız bizi, yani Amerika’yı sinirlendiriyor. Bakın çok kötü şeyler olacak diyor açık açık. Bir felâkete doğru sürüklenildiğini de söylüyor.
Darbe girişimi sonrası gelişmeleri, sivil insanların ölümlerine yaklaşımı da tipik bir Amerikalı bakışı. Devlet politikasının bakış ve tutumunu açıkça belirtiyor. “Hem Birleşmiş Milletler hem de ABD terörizmi kasten öldürme ya da sivil bir topluluğu siyasi gerekçelerle öldürmeye teşebbüs etme gibi dar bir kapsamda tanımlar. Bu tanımdan yola çıkarsak eğer maksat kasten sivilleri katletmek değilse darbeye teşebbüs etmek terör olarak görülmez. Hükumet üyelerine suikast gibi terör olarak kabul edilebilecek eylemler söz konusuysa delillerin ağırlığına bakılır. Bu tür suikast bilinçli bir şekilde darbecilerin liderleri tarafından baştan planlanmış mı, yoksa olay esnasında panik sonucundan mı gerçekleşmiş bu unsurlara bakılır. Amerikan sistemine göre darbecilerin kolay suçlanabileceği konu cinayettir. Eğer bir asker köprüyü kapatmak için aldığı emirlerin yasal olduğuna inanıyorsa ve bir güruh tarafından tehdit altında hissettiği için ölüme sebebiyet verecek şekilde güç kullanmış olsa da cinayetten suçlu olmayabilir.”
Buradaki açıklamalardan sonra Amerika’nın Mısır’da Sisi darbesini neden meşru gördüğü anlaşılıyor. Sisi darbesini meşru ve yasal bir hareket olarak görüyor. Buradan yola çıkarak varacağımız sonuç şudur.
Kuralları belirleyen Amerika’dır. Birlemiş Milletler Amerika’nın karalarına uyar. Biz, duruma bakarız bu darbe meşru mudur değil midir? Ki onlara göre meşru. Köprüde askerler yasal olarak konumlanmışlardır. Onlara karşı çıkan sivil halkın bir güruh olduğunu, askerlerin yasal olarak kendilerini koruduklarını, güruhun üzerine ateş ettiklerini, bunun bir hak olduğunu belirtiyor açık açık. Bu cinayet değil bir savunmadır. Bundan dolayı askerler suçlanamazlar. Amerika’nın 15 Temmuz darbe girişiminin psikolojisi burada açıkça beliriyor.
Burada da bir hinlik yapıyor. “Batılıların temel motivasyonu insan hakları ve özgürlükçü düşüncedir. Nokta. Bu Avrupalılar için yüzde yüz böyledir, Amerika için de varsayılan pozisyondur. Dolayısıyla darbe teşebbüsü gündeme gelince insan hakları ihlallerine dair genel bir endişe hasıl oldu.” Adam diyor ki, biz sizi değil darbeye teşebbüs edenlerin haklarını gözetiyoruz. Darbe girişimi sırasında ölenler umurumuzda değildir. Avrupa da biz de olaylara böyle bakıyoruz.
Evet durum ortada. Zoraki bir birliktelik söz konusu. Bundan sonra ne olacak sorusu önem kazanıyor diyeceğiz ama yeni gelişmeler bize hiç de umut vermiyor. 17 Ağustos 2016 tarihinde TBMM’de Mavi Marmara olayı sonrasında İsrail ile ilişkiler yeniden düzene koyan öneri geçti. Artık İsrail dostumuz(!) ile güle oynaya birlikte yolumuza devam edeceğiz anlamı çıkıyor. Amerika da bundan ayrı tutulamaz. Hiçbir şey olmamış gibi kol kola bir şarkı da tutturarak gidilebilir artık!