Müslümanları ikna odalarına alanlar bu kez müslüman alimler. "Daha ne istiyorsunuz, imam Hatipli bir başbakanımız var. Üstelik eşinin başı örtülü. Başımıza bundan daha büyük bir talih kuşu konabilir mi Yatın kalkın Allah a bu nimetten ötürü şükredin. Hamd-ü senalar olsun, devletimizi dinsiz ya da din düşmanı zevat yönetmiyor. Cuma namazlı, abdestli, başı kapalı, size benzeyen, sizden olan insanlar devlet idare ediyor, bizlerin geçmişte böyle bir şansı olmamıştı. Sizler çok talihlisiniz."

"Uyu yavrum uyu,

Uyutayım seni,

Ninnilerle, türkülerle

Avutayım seni."

Şu Amerika kültürümüzü hepten öğrenmiş. Unutulan ninnilerimizi bile ezberine almış. Nelerle uyuyacağımızı bile iyice talim etmiş adamlar. Dine gevşek devlet görevlilerinin bu millet nezdinde zerre miktar itibarı olmadığını; fenasına gitse de kabullenmiş. O halde bu pilav bu topraklarda, bu kadar kolay pişirildiğine göre. Konu mankeni arayışına girmiş. Arkadaş ben sana iktidar nimetini servis yaparım. Karşılığında sen de bana sadık kalırsan, isteklerime hayır demezsen, geç istediğin kadar kuzu kuzu otur.

Kuzu kuzuluğu da geçtiler. Kedi kedi, miskince olan biteni seyretmeye başladılar. Kıbrıs gidiyormuş, Irak işgal edilmiş, namlunun ucu İran a çevrilmiş... Tık yok. Güneydoğu cayır cayır yakılıyor, yine sepette kıvrılmış uyuyan kedi sessizliği. İşgale alışmış vahşi katil, gelip güneydoğunuzu da düzelteyim dese, yine seyredeceklermiş gibi kıpırtısız sadece bakınmaktalar etraflarına.

Önceki gün katıldığım bir İmam-Hatip lisesinin toplantısında bu düşünce, bir kez daha zihnimi meşgul etti. Zira uyutma görevini artık açık açık ifa etmeye başladılar. Toplantıda konuşmacı olan emekli, ünlü ilâhiyat profesörü; İmam-Hatip sorununa çözüm üreteceği yerde, bol bol acındı, eskiden jandarmanın din kitabını yanında bulunduranı bile götürdüğünü, yaşanılan zorlukları, sanki kimse bilmiyormuş gibi yakın geçmişi bir kez daha tekrar etti. Sonunda sözünü ikna olgusuna getirdi. "Ben 1951 de İmam Hatip e girdim, mezun olduğumuzda, İlahiyhat fakültelerine bile giremezdik. İnanın, şimdi ortam çok daha iyi."

Ünlü ilahiyatçımız, acılı annelere ne kadar şanslı olduklarını ısrarla hatırlattı. Millet, evlâdını; inancını diri yaşayabilmesi, yerli kültürü, millî medeniyeti diri tutabilmesi için İmam Hatip okuluna göndermiş. Çanakkale ruhunu hâlâ taptaze yaşayan bu pak nesil; üniversitelere sokulmamakla cezalandırılmakta. Öğrenciler, aileler, toplum perişan olmuş. İman nesli, bir ur gibi bıçakla kesilip, toplum bünyesinden kenara atılmış.

Âlimlerimiz ninnilerle, milleti avutmakta. "Kavga ile olmaz"lar, "Dialog şart"lar. "İnanın şimdi daha iyi", diyecek kadar, ikna odalarının kapanmış kapılarının kilitlerini açmaya anahtar çevirmekteler. Onları dinlerken sanıyorsunuz ki, iktidarda CHP var. İnsan şaşıyor yoksa başbakan Deniz Baykal mı, bu kadar sızlanıyor hocamız. "İnsan çocuğunu istediği kursa, okula veremez mi" diye sorduğunda, insanlar hayretten dillerini yutacak hale geliyorlar. Kimi kime şikâyet ediyor, farkında değil.

El insaf. Siz hükümete tam destek veren malûm gazetenin çok önemli yazarı değil misiniz Niçin orada gerçekleri haykır mıyorsunuz Bu millet bir katre inanç özgürlüğü için oy yağmuruna tuttuğu AKP yi iktidar koltuğuna getirdi. Bütün umutları halkın boşa çıktı. Şimdi bu realiyeti niye anlatamıyor sunuz Konuştuğunuzda, köşenizden olup, dolgun maaşları kaybetme kaygısı ile kalmıyorsunuz. Bir de o maaşları garantiye alma endişesi ile etrafı güllük-gülistanlık göstermek için kan ağlayan milleti, ikna odalarında aldatmaya çalışıyorsunuz.

Âlimlerin sustuğu bir ülkede, bu haksızlıkların sonu gelmez. Toplumların öncüleri ve önderleri olan ilim sahipleri konuştuklarında, hakikati dile getirdiklerinde değerleri ziyadesi ile artar. Gerçekleri çarpıttıklarında ise tarih onları kara leke olarak anmıştır daima. Okullarda talebelerini direnç ve direniş yoksulu olarak yetiştiren hocalara yazıklar olsun. Halkı yanlış yere yönlendiren âlimler, Allah a kendilerini affetmesi için çok yalvarsın.