Hep kötüler anlatıldığından dünyanın cehenneme döndüğünü sananlara inat bir güneş gibi kara kışı aydınlatanlar da bulunmakta.
Çok şükür.
Bu mutlu masalı bizlere nakleden Ali Meşe.
Merhamet pınarı 83 yaşında fakat yüreği bir çocuk gibi sevgi dolu.
Sobadan alev alan Bolu’daki evi kış ortasında yanar.
O yanan kerestelerine, evinin kullanılamaz hale gelen duvarlarına, çatısına, etrafa saçılan eski eşyalarına üzülmez.
Aklı beslediği kedilerindedir.
Soğuk havada o, çaresiz hayvancıklarının dışarıda kalışına ağlar.
İtfaiye yangını söndürmeye çalışırken, o; bir kenarda eski pijaması üzerine geçirdiği yırtık kazağı ile yağan kar altında titreşmektedir.
Evinden sağlam bir şey kalmamasına karşın, kalbinin üzerine yasladığı felaketten korkmuş kedisini öpmektedir.
Duvarlar enkaz, tahtalar yanmış, o; hıçkırıklarının sesini kısmaya çabalayarak ağlıyor.
Üzerine kar yağıyor, o; yaşadığı dram korkmuş gözlerinden okunan kedisine sarılıp onların nerede yaşayacağına ağlıyor.
Ali dedenin videosu bütün dünyada paylaşılıyor, 8 milyon kişi izleyip bu modern zaman masalına kalbini tutup ısınıyor.
Dünyanın kötülük haramilerince işgal edildiği tezini çürüten taze bahar havası gibi bir haber daha geliyor.
Bu kez Afyon’un Dinar ilçesinde, bir bankanın ATM’sinde unutulan bin küsur lira bulan Ünal Çelik, o dürüstlük masalını kozalıyor.
Parayı alıp doğruca belediyeye götürüp, sahibinin araştırılarak bulunmasını sağlıyor.
Sükûtu kötülüklerin.
Sanki bütün kemlikler silinip, sürülüp, yok ediliyor.
Hani Batı’da özendiğim çiçek bahçelerinin yanındaki kumbarayı siz dost okuyuculara kaç kez yazmıştım, insanlar tarladan çiçeği alıp kumbaraya para atmakta idiler, bizde olsa bu kumbarayı da söküp götürürler diye düşünmüştüm.
Yanılmışım.
Doğruluk masalında kötülere yer kalmamış.
Yaşadığım beldenin kırsal kesiminde hayvancılıkla uğraşanlar kooperatif kurmuşlar, belde merkezindeki cam bir dolapta sütlerini satmaktalar ama kimse yok, başını bekleyen.
İnsanlar camı açıp, sütünü alıp kumbaraya parasını atmakta.
Sanmıyorum, ne emekle oraya gelmiş sütün parasını hiç ya da eksik atacaklarını.
Zira cam dolap, para jetonu ile açılmıyor, insanlar kolaylıkla alıp gitmekteler.
Herhalde şimdiye kadar hiç sorun olmadı ki, kooperatif; o dolabı ben fark edeli aylar oldu hala yerinde tutmakta.
Yaşlı kadın, bir zarafet masalı dokuduğundan habersiz, marketten aldığı eşyalarını doldururken, kaza ile döken kasiyer kızı azarlamadı.
Bir su şıkırtısı sesi ile sabretmekle kalmadı.
“Olsun çocuğum üzülme, ay kıyamam.
Zarar yok, eğilme, hızlı hareket etme, belin incinir evladım, yavaş yavaş beraberce toplayalım.”
Kız şaşkın, şefi bakakalmış.
Yerden dağılan erzakları toplarken, kasiyer kızın şefi tarafından azarlanmasını engellemek için elinden geleni ardına bırakmadı, marketin en hatırlı müşterilerinden olan yaşlı kadın.
Yere eğilip kalkarken, yaşlı bedeni değil, kalbi de sıkıştı, yüzü kıpkırmızı oldu, nefesi daraldı ama kibarlığı, nezaketi, zarafeti hiç bırakmadı.
Şef şaşkın, kasiyer şükran dolu, o; marketten çıkıp gülümseyerek giderken. Camların gerisinden güzel bir ırmağa ya da deniz manzarasına bakar gibi ardından hayranlıkla bakan şef mırıldandı;
“Bu zamanda böyle insanlar kalmış mı?”