Mevcut iktidar göreve geldiği günden beri makroekonomik verileri baz alarak ekonomide başarılı olduğunu iddia etmektedir. Ancak ülkeyi reel olarak kalkındıracak ve vatandaşın refah düzeyine olumlu etki edecek adımlar atmak yerine, ekonomide de algı yönetimi ile yola devam etmeyi tercih etmiştir. İktidarın ilk yıllarında Kemal Derviş tarafından uygulanmaya başlanan düşük kur yüksek faiz politikaları noktasına virgülüne dokunmadan devam ettirilmiştir. Tüm dünyada sıfır faiz ve hatta negatif faiz uygulandığı dönemlerde Türkiye nispeten çok yüksek faiz oranları ile borçlandırılmış, döviz kuru düşük tutularak ithalat patlaması yaşanmasına zemin oluşturulmuştur. Bu süreçte iktidarın ilk büyük ekonomik algı oluşturma çabası IMF borçları ile ilgili olmuştur. Türkiye’nin IMF’ye olan uluslararası finans piyasalarının koşullarına göre nispeten daha düşük faizli borçlar, küresel finans elitlerinden alınan daha yüksek faizli borçlar kullanılarak ödenmiştir. Bu şekilde seçim meydanlarında, “IMF’ye olan borçlarımızın tamamını ödedik” denilerek Türkiye’nin dış borçlarının bitirildiği algısı oluşturulmuş, yıllarca toplumun böyle bir algıya kapılması sağlanmıştır. Oysa mevcut iktidar döneminde algının aksine ülkemizin dış borcu 130 milyar dolar seviyesinden bugün gelinen noktada 450 milyar dolar seviyesine kadar ulaşmıştır.

İktidarın rakamlarla oynayarak algı oluşturmaya çalıştığı bir başka ekonomik veri de milli gelirdir. İktidar yetkilileri kendileri döneminde milli gelirin kayda değer şekilde yükseldiğini, kişi başına düşen milli gelirin arttığını ifade etmektedir. Bu konuda ilk olarak şunu ifade etmek gerekir ki 2002 yılından bugüne bütün dünyada ülkeler bazında milli gelir seviyelerinde büyük artışlar yaşanmıştır. Ancak Türkiye’de milli gelirde yaşanan artış, 2002 yılında aynı seviyede olduğumuz ülkelere göre oldukça düşük kalmıştır. 2002 yılında kişi başına milli gelir seviyesinde aynı düzeyde olduğumuz ülkelerde bugün milli gelir bizim iki katımız düzeyindedir. Üstelik Türkiye’de mevcut milli gelir rakamları da 2007 ve 2015 yıllarında olmak üzere iki kez kâğıt üzerinde hesaplama yöntemi değiştirilerek artırılmıştır. 2008 yılında yapılan hesap değişikliği ile kişi başına milli gelir kâğıt üzerinde 5480 dolardan 7500 dolar seviyesine çekilirken, 2015 yılında yapılan düzenleme ile yine kâğıt üzerinde 9250 dolar seviyelerinden 11.000 dolar seviyesine çıkarılmıştır. Özellikle 2018 yılına kadar bütün dünyada ülkelerin milli gelirlerinin yüksek düzeyde arttığı bir dönem yaşanmasına ve milli gelir rakamları iki kez kâğıt üzerinde artırılmasına rağmen bugün gelinen noktada iktidar çevrelerinin oluşturmaya çalıştığı algının aksine ülkemizde kişi başına milli gelir üçüncü dünya ülkeleri seviyesine düşmüştür ve düşüş devam etmektedir.

Ekonomik algı oluşturma çabalarının yukarıda ifade edilen örneklerini artırmak mümkündür. İktidar ilk günden beri ekonomide reel iyileştirmeler yapamadığı için algı ile günü kurtarmayı tercih etmiş ve bugünlere gelinmiştir. Bugün ise yaşanan ağır ekonomik krize reel hiçbir çözüm üretilemezken, kur korumalı mevduat gibi geçici ama millete faturası ağır olan önlemlerle gün kurtarılmaya çalışılmakta ve yine rakamlar üzerinden algı oluşturularak olumlu izlenim oluşturulması hedeflenmektedir. Geçtiğimiz günlerde Türkiye ekonomisinin ilk çeyrekte %7,3 büyüdüğü ilan edildi. Vatandaşlarımızın en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamadığı, üretim tesislerinin yüksek girdi maliyetleri nedeniyle üretim yapamaz hale geldiği bir süreçte ekonomi kâğıt üzerinde %100 artsa ne anlam ifade eder? İnsanların en temel ihtiyaç malzemelerinin fiyatlarında bir yılda 3 kat artış yaşandığı bir dönemde enflasyon %1 olarak ilan edilse kime ne faydası olur? Vatandaşlarımızın refahını artırmayan, reel olarak karşılığı olmayan hiçbir rakamın, makroekonomik göstergenin değeri yoktur. Bugünlere gelmemize neden olan zihniyet değiştirilerek, algıları değil ekonomiyi yönetmeye yönelik somut adımlar atılmazsa daha çok yıllarımız heba olur, çok daha büyük sıkıntılar yaşayabiliriz.