-I-
Hepimiz bir erkek ile bir dişiden yaratılmadık mı?
Hepimiz aynı anne babanın evlatları yani kardeş değil miyiz?
Kimsenin kimseye üstünlüğü var mıdır?
Peki o halde ne diye kendi evlatlarımıza taparcasına değer verip diğer insanların sorunlarını ihmal ediyoruz?
-II-
Hz. Adem AS’ın çocuklarının benim çocuklarımdan eksik yanı nedir?
Yani onlar aç iken ben kendi evlatlarımı doyurma peşine ne diye düşmüşüm? Onların can ve namus güvenliği yok iken benim kendi çocuklarımın ahlak ve canlarını koruma uğruna tüm diğer sorumluluklarımı ihmal etmem makul ve İslâmî midir? Bir an düşünelim Adem AS bize dese ki; “Sen kendi evlatlarının rahatı uğruna benim evlatlarımı niye ihmal ettin?” Ne cevap vereceğiz? Bütün insanlar, Adem AS’ın torunları değil mi? Hangimiz kendi torunlarımızı ve evlatlarımızı düşünmeyiz? Hangimiz bir evladımızı diğerine tercih eder ya da birini diğerinden üstün görürüz? Hepsi evlat değil midir?
-III-
Benim ve çocuklarımın Adem AS’dan ya da başka bir peygamberden ne üstünlüğü vardır?
Yani onlar aç kalmışlar ve sıkıntı çekmişler de ben lüks içinde yaşayıp ahireti ve diğer sorumluluklarımı unutacak mıyım? Hesap vermeyecek miyiz? Dünya bize mi kalacak sahi?
-IV-
Tabi ki yakınımızdakilere karşı sorumluluklarımız daha fazladır. Fakat bu demek değildir ki diğer sorumluluklarımız yoktur!
Hepimizin ailemize karşı sorumlukları olduğu gibi dostlarımıza ve tanıdıklarımıza hatta tüm insanlara ve tanımadıklarımıza karşı da sorumluluklarımız vardır. Biz insan olarak sadece kendi ailemizden mesul değiliz ki? İnsan olarak yeryüzünde halifeyiz. Yani canlı ve cansız tüm varlıklardan sorumluyuz…
-V-
Her insanın birkaç evladı olduğu doğrudur. Fakat bir hocanın bütün öğrencileri evladı gibi değilse, o hocalığın ve öğrenciliğin bereketi yoktur.
Bir baba gibi hoca da öğrencilerini kıskanmaz. Onların dünya ve ahiret mutluluğunu ister. Onların her türlü sıkıntı ve sorunları ile ilgilenir.
-VI-
Özellikle bir idarecinin; kendi evlatları için diğer insanları ihmal etmesi düşünülemez.
Bu yüzden biz devlete “baba” diyoruz. Devlet babadır. Vasisi olmayanın vasisi, zayıfın koruyucusudur devlet… Hatta devlet, malını kullanmayı beceremeyenin velisidir. Bir idarecinin, emri altındaki herkes, evladıdır. Ecdat, bu yüzden kendi evlatlarını feda etmiştir. İnsanların evlatları yaşasın diye kendileri ölmüştür. Hepimiz çobanız ve emrimiz altındakilerden mesulüz.
Bir işveren de işçisinden mesuldür…
-VII-
E üstümüze düşeni yapıyoruz ya!
Hayır yapmıyoruz!!! Haber olarak izliyoruz, konuşuyoruz. Ayrıca biz sadece gördüklerimizi biliyoruz. Peki ya görmediklerimiz? Ya haber olmayanlar? Ya seslerini duyuramayanlar? Ya susturulanlar?
Acaba biz bir belaya uğrasak da bize kimsenin yardım etmediğini görsek; sevdiklerimiz ve tanıdıklarımız hakkında ne düşünürüz? Onlara ah etmez miyiz? Bedduamızdan ve isyanımızdan kurtulurlar mı bize yardım etmeyenler? Mahşerde davacı olmaz mıyız? Yoksa hakkımızı helal mi ederiz?
-VII-
Diğer taraftan şunu da bilmek gerekir ki; çevremizi ve hatta tüm dünyayı değiştirmeden, kendi çocuklarımızı terbiye etmek ve yetiştirmek; tüm dünyadaki zulmü ortadan kaldırmadan kendi aile ve sevdiklerimizi korumak mümkün değildir.
-VIII-
Fakiri aramayan zengin, zalimdir…
Müminlerin dertlerini umursamayan, bu ümmetten değildir…
Zalime karşı çıkmayan, zalimdir…
Mazlumun yanında olmayan da, zalimdir…
Tıpkı devlete karşı işlenmiş suçlarda/olaylarında bildiklerini saklayanın ve devletten yana olmayanların; yardım ve yataklıktan mesul tutulması gibi…