“Hiç bilenle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer/9)​

​​Mahalli seçimlerin yaklaştığı şu günlerde, dikkate alınması gereken bazı hususları arz etmekte fayda mülahaza ediyoruz. Devleti yönetmek elbette ki kolay iş değildir. Bunu bilenlerdeniz. Milletimizin nüfusu takriben 85 milyona ulaşmış durumdadır. Herkesin kendine göre ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaçları, ölçüler içinde karşılayacak olan da yöneticilerimizdir. Yöneticilerimiz bu görevi yerine getirirken partidaşlık, adaşlık, karındaşlık yapmadan, adil bir şekilde yerine getirmelidir.

​Koca bir ülkenin de, 85 milyon insanın da her meselesini çözmek elbette mümkün değildir. Bunun için önemli olan, tarafsızlık içinde çözüm üretilmesidir. Bunun şuurunda olan yöneticilerin de problem çözmede maharetli olması gerekir. Bunun yapılabilmesi de bilgi, birikim ve tecrübeye sahip olmakla, tarafsız olmakla mümkün olur.

​İdareciler milletine baba şefkatiyle, ana merhametiyle yaklaşmalı, işleri kolaylaştırmak için gayret göstermelidir. Yönetim emanetini alan idareci işinde dakik olmalı, zorluk çıkarmadan ihtiyaçları gidermelidir. Yani kısa zaman içinde her konuda milleti nefeslendirmelidir. Ötekileştirilmeden haklıya hakkı bir an önce verilmelidir.

​Buna riayet eden idareciler milletin takdirini celbeder, milleti ile mesrur olur. Ülkede bu hususlar unutulmadan uygulanmalı ki, devlet-millet birbiriyle kucaklaşabilsin. Böylece katmanlar arasında esen soğuk rüzgârların önü alınsın, ülkede huzur sağlanabilsin.

​Ülke yöneticileri her zaman tedbir alabilen tüccarlar gibi rikkatli olmalı, böylece muhtemel siyasi, sosyal, ekonomik dalgalanmalar önlenmeli, gerekli tedbirlere tevessül edilmeli, zararlı gelişmelerin olmaması için de temkinli davranılmalıdır. Yani yöneticiler konuşmalarıyla olayların büyümesine sebebiyet vermemeli, tam aksi uzlaştırıcı tavır içinde olmalıdır.

​Ülkenin selameti ve milletin menfaatini düşünerek hareket edenler, hangi partiden olursa olsun tabanda makes bulur, sevilir, takdir edilir. Yöneticiler düzgün konuşmalı, argo konuşmalarıyla milleti bıktırmaktan ve siyasi rant için konuşmaktan mutlaka uzak durmalıdır. Asık ve abus çehreli değil, güler yüzlü olmalı ki millet de gülebilsin.

​Ne pahasına olursa olsun, milleti birbirine sevdirmek için gayret gösterilmelidir. Partidaşlık yapılmamalı, hakkı olanın hakkını vermek için çalışılmalı ki, vatandaş yöneticilerinden memnuniyet duysun.

​Yöneticilerin aksaklıklarından dolayı mükedder olmaktan ziyade, ümitvar olmamız gerekir. Çünkü Allah şöyle buyurmaktadır: “Allah’ın inayetinden ümidinizi kesmeyin. Zira kâfirlerden başkası Allah’ın inayetinden ümidini kesmez.” (Yusuf/87) Beklentilerimiz hemen realize edilmediği zaman kargaşa ortamına girmemeli, işlerin rayına oturtulması için sabırlı ve fedakârane bir tavır içinde olmalıyız.

​Samimi, dürüst idarecilerimizin sinir uçlarını haksız bir şekilde oynatacak davranışlardan da, ferdi vahit olarak uzak durmalıyız ki gönül muhabbetimiz ziyadeleşsin. Ülkenin imkânlarını çarçur eden, çalan ve sömüren yöneticiler varsa, onları yola getirmek için elbirliği yapılmalı, siyasi yandaşlıktan, yandaş korumacılığından uzak durulmalı, onların sorgulanması için müttefik olarak gayret gösterilmelidir. Yöneticilerin baskılarından korkulmamalı, sadece Allah’ın gazabından korkulmalıdır.

​Zira Allah: “Ey Müslümanlar, Allah’tan nasıl korkmak lazımsa öyle korkunuz.” (Âl-i İmrân/102) buyurmaktadır. Allah’tan korkan, kuldan asla korkmaz. İlahi hüküm budur. Siyasi menfaat için yöneticileri şımartacak, enaniyet sahibi yapacak davranışlardan millet olarak uzak durmalıyız. Şaibeli yöneticilerden ziyade, hiçbir konuda şaibesi olmayan yeni yöneticileri bulup, işbaşı yaptırmalıyız.

​Ziya Paşa der ki:

​“İkbal için ahbabı siâyet yeni çıktı,

​Bilmez idik evvel bu dirayet yeni çıktı.”

Yani yükselmek için, iyi bir makama gelmek için dostlarını çekiştirmek yeni çıktı, önceleri bu beceriksizliği bilmezdik, bu da yeni çıktı.

​Nitekim millet faziletli, iyi olursa yöneticiler de iyi olur. Zira yöneticileri seçen bizleriz. Onun için yöneticileri seçerken mutlaka ehliyet aranmalı, ehliyetsizlere hangi partiden olursa olsun itibar edilmemelidir. Arkalarındaki destek sayıca çok olsa da ehil olmayanlar değil, desteği sayıca az olsa da ehil olanlar tercih edilmelidir. Çünkü Allah, “Emaneti ehline veriniz” (Nisâ/58) buyurmaktadır. Buna riayet etmeyen beyinsizlere, bilgisizlere siyaset taassubu sebebiyle iltifat edilmemeli, bilenlerle, doğru olanlarla ‘Adil Düzen’ isteyen ehillerin peşinde sıradağlar gibi durmalıyız. Çünkü Allah: “İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helak eder misin Allah’ım” (A’râf/155) buyurarak, aklı erenlerle beraber olmayı işaret etmektedir. Emirlere uyulursa selamet, uyulmazsa felaketler başımıza gelir. Aksi hâl muhaldir.

​Ayrıca belirtelim ki, parti liderlerinin konuşmalarını dinlerken de siyasi kanaatlerimiz ne olursa olsun, konuşanlar hangi siyasi partiye mensup veya hangi makamda olursa olsun tahammül göstermeli, fikri sabit olmamalıyız ki hak olanla batıl olanı ayırabilme noktasına ulaşabilelim. Aksi davrananlar da ülkenin selameti için önce ikaz edilmeli, sonra da gereğine tevessül edilmelidir. ​

​​Rahman ve Rahim,

​Kadir ve Muktedir,

​Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz. ​   

​“Selam doğru yola uyanlara olsun.” (Taha/47). Cağaloğlu – 01.02.2024