Ulusal bir televizyon kanalında başlayan dizi ve orada bir bayanın aleni aşağılanması “pavyon kültürü” tanımlamasıyla dillerde dolanmaya başladı.
Yani manzara “rezillik” ama sunumdaki görüntü “normalleştirme” çabası…
Kültür demek topluma mal olmuş, kabul görmüş, nesilden nesle aktarılan gelenek görenek demek.
Peşinen söyleyelim; bizim yaşadığımız toplumda böyle bir kültür yok. Hatta bizim kültürümüz, oldum olasıya bu rezilliği ayıplar, kınar.
Haaa siz “bu bizim kültürümüz” diyorsanız o zaman “garip gurebanın ayağı kaymış kız çocuklarını bu mekânlarda eğlence aracınız yapmayın”.
Göz bebeğimiz olan kadınlarımızın, kızlarımızın velhasıl namusumuzun para karşılığı sahnelerde sunum aracı haline getirilmesi ancak “sarhoş kafalar” için normal gözükebilir.
Bu hayatın bize öğrettiği en önemli değerlerden biri her kız evladının bir merhamet olarak yüreğimize doğduğudur.
Onlar bizim nazlımızdır, göz bebeğimizdir. Bırakın el kaldırmayı ellerinden öperiz kızlarımızın.
Hatta erkek evlatlarına göre bir tık daha ayrıcalıklıdırlar kızlarımız. Daha nazik daha kırılgan oldukları için daha da nazlarız.
Bu kültürsüzler ise bir babanın gözbebeğini pazarlayarak kendilerine eğlence ortamı oluşturduklarını düşünüyor. Ve hatta buna da “kültür” diyerek yapılan rezaleti topluma mal ediyor.
Kadına daha büyük şiddet olabilir mi, doğrusu merak ediyorum. Bir kadına el kaldırma ile, bir kadını alıp pavyonlarda adım adım dünyasını ve ahiretini karartma arasındaki farkı siz kıyaslayın.
Elbette normalleştirmiyoruz ama fiziki şiddetin yarası belki bir haftada geçer ama pavyona giren bir kadının hayatı artık ellerinin arasından kayıp gitmiştir. Şiddetin alası pavyonlardır yani.
Dikkatimizi çeken bir detay da Yunanistan’a “komşu”, Irak, Suriye, İran gibi sınır komşularımıza ise farklı isimler takan zihniyet, kültürümüzün düşmanı olan “pavyon”lara da “kültür” güzellemesi yapıyor.
18 yaşından küçüklerin girmesi yasak olan yerde nasıl bir kültürel faaliyet sergileniyor olabilir ki?
Milli Görüşçü babanın Milli Görüşçü evlatları olması… Ya da seçimleri kazanmak…
Bir siyasi hareketin ilk amacı elbette seçim kazanmaktır. Seçim kazanmanın amacı ise topluma hizmettir. Topluma hizmetin içerisinde tabi ki kendi ailelerimiz de var. Milli ve manevi değerlerimizi önceleyen Milli Görüş hareketi, yarım asrı aşan köklü geçmişinde ülkemize çok büyük hizmetlerde bulunmuştur. Bunları burada sıralamaya kalksak yerimiz kâfi gelmez.
Elbette tüm bu hizmetleri yaparken bazen evdeki çocuklarımıza gerekli ihtimamı gösterememiş olabiliriz. Ya da ihtimam göstermişizdir de anlattıklarımız evlatlarımızda etki göstermemiş de olabilir. Bu da nasip meselesi.
Ancak topluma aktarmaya çalıştığımız değerler önce kendi ailemizde etki gösterdiyse bu da fevkalade bir durumdur. Milli Görüş umdelerini en yakınımızdakilere aktarabilmişsek seçimlerin en önemli adımını kazanmışız demektir.
Bizi bu satırları yazmaya iten isim Saadet Partisi’nin Sakarya Adayı Ömer Abdullah Ayhan oldu.
Bilmeyenler için, Ömer Abdullah Ayhan, Milli Görüş’ün simge isimlerinden merhum Cevat Ayhan ağabeyimizin oğlu… Ömer Abdullah, merhum babasına atıfta bulunarak, “Devletin işinde devletin mumunu, kendi işinde kendi mumunu kullanan Hz. Ömer’i kendisine örnek alan ve bu hürmetle oğlunun ismini de Ömer koyan bir babanın evladıyım” derken de babasına ve geride bıraktığı davaya sahip çıkıyor.
Dava babadan oğula geçmiş anlayacağınız!
