Konuşmalarda hep altı çizilen erdemlerle gerçekte ortaya konan şeyin arasındaki büyük bir uçurum olduğu gerçeği ile Afganistan’da Taliban’ın yönetimi ele geçirmesi sonrasında yaşananlar bize bir kez daha açık bir şekilde göstermiş oldu. Yapılan yorumlar ve analizler de bu durumun en büyük göstergesi oldu. Yazılıp çizilenleri okuduğunuzda ortada bir algılama problemi olduğu açık bir şekilde görülüyor. Ortada Taliban’ın bir mücadelesinin olmadığı gibi, Taliban’ın ne derece İslam’ı temsil ettiği de çok büyük su götürür. Ancak bunun tam tersi bir hava estiriliyor. Ortada görülmek istenen ve çokça yorumlanan Afganistan’da emperyalizm kaybettiği yönündeki yorumlar, analizler doğru bir yaklaşım içermiyor. İhmal edilen birçok konu olduğundan dolayı bunu rahat bir şekilde vurgulayabiliriz. Belki böyle algılamak birilerini rahatlatsa bile gerçekte doğru bir okumanın önüne set çektiğini de ifade etmekte fayda var. Çünkü burada birkaç soru sormak gerekiyor. Acaba Taliban bir antlaşma yaparak mı geldi? İkincisi bir strateji değişimi mi var? Belki bu sorulara birçok soru da eklemek gerekir. O vakit orada olup biten nedir, o doğru okunsun.
Bu okumaların bir başka boyutu da şu olacak şayet bunu bir zafer olarak okuyacaksak nasıl bir zafer ki kimseye umut ve enerji vermekten çok kaygıları, korkuları ve belirsizliği çağrıştırıyor. Neden dünyaya yeni bir dünyanın mümkünlüğü noktasında hiçbir şey söylemiyor. Sadece ezberler ve şablonları kullanarak bir takım zorlama yorumlar, çıkarımlar ile sadece kişilerin kendi kuruntularını tatmin ettiği bir süreç içerisine girilir. Bunun hiçbir kimseye faydası olmadığı gibi bir perspektif de ortaya çıkarmayacaktır. Onun için Akif Emre’nin yıllar önce haklı olarak belirttiği gibi Taliban ile İslam medeniyeti nasıl yan yana konacak. Burada meselenin en önemli noktası Afganistan’da yaşanan süreç ne geçmişin o masum izlerini taşıyor ne de bugün o günlere benziyor. Elbette bir düzen kurulup en azından yıllardır birbirleri ile çatışan bir ülkenin evlatlarının kendilerine karşı savaşmadığı ve kendi kendilerini onarmayı, yeni bir düzen kurmayı başardıkları bir şeye dönüşür. Bunu ümit etmek ile gidişatı okumak arasında daha reel bir çizgide durmakta fayda var.
Aslında her Aralık ayının sonunda Mekke’nin fethi konuşulduğunda gerçekten önemli bir ayrıntı olarak altı kalın bir şekilde çizilen Hz. Peygamberin (S.A.S.) Mekke’ye girişi ve uygulamaları ile ortaya çıkan bir hukuk, bir usul ve üslup var. Bu hukuku bugün bu yaşanılan süreçte görmek pek mümkün değil. Onun için aslında emperyalist dünyanın tam da gör dediği ve dünyaya ve de özellikle Müslümanlara sunmaya çalıştığı tipolojiyi onaylamak, ona övgüler dizmek medeniyet iddiasında bulunan insanlar için düşündürücü bir boyut taşıyor. Yüz yıllardır savaşmanın da barışmanın da en güzel örnekliklerini ortaya koymuş hatta silahlarından önce yaşama biçiminin derinliği ile birçok zafer elde etmiş bir inancın evlatlarının sokulmak istendiği şablonu benimsemek en büyük yanılgıdır. Çünkü dünyaya bir teklifi olmayan, kendisinin bile yarın ne yapacağı belli olmayan, nerede duracağı nereye hareket edeceği meçhul olan bir grubun olumlanması onun her yaptığı şeyi meşrulaştırmayı da beraberinde getirir ki bunların İslamiliği de tartışılır.
Bugün dünyaya tam da bu noktada nasıl bir adaletsizliğin, nasıl bir tek düzeliğin ve zenginlerin hukukunun öncelediği ve de başıbozuk bir gidişatının olduğunu dünyaya göstermek gerekir. Bunu yaparken sürekli referans olarak gösterilen tüm başarılı örnekler (Endülüs vb.) gibi bir örneklik ortaya çıkarmak gerekiyor. Referans noktaları belirlemek ve de madden ve manen daha ileride örnekler ortaya koymak gerekiyor. Yoksa hamasetten öteye gidilmiyor. Rahmetli Aliya gibi, “Dünyaya çok kültürlülüğü, tüm barbarlıklara rağmen bir arada yaşama idealini ve iradesini gösterebilen ve bunu da İslam medeniyetinden aldığını açıkça ilan eden kökü derinde bir lider” yapabilir. Bu bağlamda bugün yaşadığımız sürecin bizi yanıltmasına imkân vermemek gerekiyor. Konulara karşı mesafesini ve şüphesini kaybetmek yanılmayı ve yanlışı doğru gibi algılamayı beraberinde getirir. Yıllarca dünyaya “Adil Düzen” önermesi ile “Yeni Bir Dünya” hedefi ile giden bir topluluğun bu noktada en fazla hassasiyet göstermesi gerekir. Onun için ne olduğundan ziyade ne yapılmak isteniyora daha çok odaklanmak gerekiyor. Hoşça bakın zatınıza…