Amerika’nın ünlü misyoner örgütü ABCFM’in faaliyetlerini özetleyen 1880 tarihli Bartlett Raporu şöyle başlar:
“Misyonerlik faaliyetleri açısından Türkiye, Asya’nın anahtarıdır.” ABCFM, Misyoner PlinyFisk ve LeviParsons’a 1 Aralık 1883 tarihli talimat mektubu ile şu görevi veriyordu: “Bu mukaddes ve vaat edilmiş topraklar silahsız bir haçlı seferi ile geri alınacaktır.” Osmanlı topraklarında faaliyet gösteren ilk Amerikan Protestan misyoner örgüt ABCFM’dir.
Çok daha önemlisi Osmanlı topraklarında kurduğu kolejler aracılığı ile ABCFM Ermeni terörünün doğmasında hatırı sayılır bir katkısı olmuştur. ABCFM, Amerika’da iktidarı her zaman tekellerinde tutan Beyaz Anglo-SaksonProtestanlar’ın (WASP’ın) çatısı altında yer alır. ABCFM de Mesih’in yeniden gelmesi için İsrail devletinin kurulması ve Ortadoğu’da başarılı olması gerektiğine inanır.
ABCFM, 1914 yılı itibariyle Anadolu’da toplam 473 okul ve 11 kolej açmıştı. Sadece o yıl 32 bin öğrenciyi eğitmişti. (“ABCFM and Nominal Christians”-Mehmet Ali Doğan Doktora tezi; Utah Üniversitesi-Mayıs 2013)
Bu kadim toprakların her çağda düşmanları olmuştur ve olacaktır da. Bugün Fetö, PKK, başka zamanda başka bir isimle terör örgütleri hep varlığını sürdürecektir. Çünkü içerdeki hain beslemeler olduğu sürece birileri çıkıp bu beslemelerin palazlanmasını sağlayacaktır.
Fetö terör örgütünün bilinen yüzü iyi incelendiğinde, yapının esas olarak bir medya, okul ve sağlık hizmeti imparatorluğu olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kalmaktayız. Fetö terör örgütünün dünyadaki yapılanmasına dair istatistikî bir çalışma olmasa da, 15 Temmuz darbe girişimi ardından ilan edilen OHAL kapsamında Fetö’nun kontrolünde olduğu tespit edilen ve kapatılan kurumların sayısı adeta dudak uçuklatıyor: Bin 43 özel okul, 15 üniversite, 35 sağlık kurumu. Bunlara ek olarak, geçtiğimiz bir yıl içinde el konulan, başta bir milyon tiraja sahip Zaman gazetesi ve reyting rekortmeni STV gibi amiral gemileri olmak üzere, Cemaat bağlantılı olduğu bilinen onlarca medya şirketlerini de hesaba kattığımızda “imparatorluk” tarifinin hiç bir abartı içermediği anlaşılıyor.
ABD, 18’inci yüzyılın sonunda Asya’dan Afrika’ya, Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya, dünyanın değişik bölgelerine nüfuz etmek için can atıyordu. Dünya ticaretinden daha fazla pay almak isteyen Amerika, güçlendirdiği donanmasıyla 1801’de Cebelitarık’tan geçerek Akdeniz’e girmişti. ABD daha 1800 yıllardan beri küreselleşme çalışmaları yürütmektedir. Ne var ki donanma ticaretin “yüzü ürkütücü, sert ve soğuk” yanıydı. Bu soğuk ve ürkütücü yüzün yanı sıra bir de sıcak, sempatik, insancıl bir mekanizmaya ihtiyaç vardı. Amerika iki yüz sene önce Anadolu topraklarına adım atarken uygulamaya soktuğu stratejinin merkezinde de 3 strateji vardı: Medya, hastane ve okul. Bu 3 strateji size hiç yabancı gelmedi değil mi? Aynı Gülen Cemaati gibi Amerika’da bu 3 kritik alanı birleştirmek için çimento olarak dini kullanmıştır. Gülen’inde kullandığı din değil miydi? Amerika’nın Anadolu’da açtığı matbaalar, hastaneler ve okullar Hıristiyan misyonerler tarafından kuruluyor ve yönetiliyordu. Üstelik Akdeniz’de dolaştırılacak bir firkateynin o dönemde yıllık masrafı 80 bin dolardı. Bu yüksek bir meblağ. Oysa bir misyoner ailenin yıllık gideri bin dolar bulmuyordu. Aradaki farkı görebiliyor musunuz? Daha ilgincini söyleyeyim. ABD’li ilk misyonerler 1820 yılının Ocak ayında Anadolu’ya ilk ayak bastığı şehir, Fethullah Gülen’in ünlenmesindeki en önemli durak olan İzmir’den başkası değildir.