Toprak, yüzeyinde olanı kolay vermez;

değil içindekini.

Yaşamak için; yüzeyden koyu karanlığa

inip ağzından değil;

içinden, kursağından çekip almak cevheri.

...

Yüzeyindeki muktedir insan soyunun,

yiğit işçileri.

Geçimi için karanlığa sarkan;

kazma sallayan, ayak basan, dibe inen.

Cevheri koparıp dışarıya taşıyan emekçi.

Bin bir tuzak kurmuş madenin bekçisi.

...

Tuzağı;

tartılmayacak ağırlığı, tünellere abanması;

işçinin havasını kesmesi, havasızlığı;

bin bir yoldan sızdıracağı zehirli gazı.

...

Her vardiya kalkan baret; çamura çizme;

karanlığa baş feneri;

göz çıplak;

nefes isli kirli;

tereddütle çaresiz solumalı.

...

Maden;

yüzeyde yükselen medeniyet pırıltılarının,

doymayan, bitimsiz yeryüzü sürgünü.

Karanlıkta, yuvasında;

kuyularla, dehlizlerle,

kıyısına inip;

medeniyete koparılan her parçasına

hınç biriktiren;

cana can, bin bir tuzakla bedel isteyen;

hiç bir bedel ile yetinmeyen;

madenci isteyen maden.

Taa vazgeçsin insanlık;

kuyularını çeksin koynundan.

kendisinin de her şey gibi

canlı olduğunu inandırıncaya kadar;

can alarak, can tutacak.

...

Yol uzun, savaş çetin

Barış!

İnsan, akıl baliğ olup

kolay olanı kolaylıkla buluncaya ve

hak edinceye kadar;

Barış ve ADİL DÜZEN

Ne yazık ki,

ölüm katıklı, beklenecek...

ÖZER ATAÇ (Akevler Dergisi nden, www.akevler.org, İzmir,

15.05.2014)