TBMM’nin hazırlamış olduğu ilk Anayasa olan 1921 Anayasası’nda İslâmiyet’e ve Hilâfet müessesesine olan vurgu, bu anayasanın ruh yapısını ortaya koymaktadır. Şimdi, 20.01.1337 (1921) tarihinde, yani Kurtuluş Savaşı’nın başladığı bir devrede 85 No’lu Kanun’la çıkarılan “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu”nun, yani “Anayasa”nın bazı maddelerine bakalım:

“Madde 2- İcra kudreti ve teşri selâhiyeti milletin yegâne ve hakiki mümessili olan Büyük Millet Meclisi’nde tecelli ve temerküz eder.”

“Madde 7- Ahkâm-ı Şer’iye’nintenfîzi (şeriat hükümlerinin uygulanması), umum kavaninin (kanunların) vaz’ı, tadili, feshi ve muahede ve sulh akdi ve vatan müdafaası ilânı gibi hukuk-u esasiye Büyük Millet Meclisi’ne aittir. Kavanin (kanunlar) ve nizamat tanziminde muâmelât-ı nâsaerfak ve ihtiyacat-ı zamana evfak ahkâm-ı fıkhiye ve hukukiye ile âdâp ve muâmelat esas ittihaz kılınır. Heyet-i Vekil’inin vazife ve mesuliyeti kanunu mahsus ile tayin edilir.” Bu Anayasa’nın tamamı 23 maddedir. Diğer maddelerin başlıkları ise şöyledir: İdare, Vilâyat, Kaza, Nahiye, Umumi Müfettişlik ve Madde-i Münferide… Görüldüğü gibi, bu maddelerin ekseriyeti teknik konulardır. Anayasanın temel karakterini yukarıda iktibas ettiğimiz maddeler teşkil eder. 

01-02.11.1338 (1922) tarihli 308 No’lu “TBMM’nin Hukuk-u Hakimiyet ve Hükümrânînin Mümessil-i Hakikisi Olduğuna Dair Heyet-i Umumiye Kararı”nın 2. Maddesi şöyledir:

“Hilâfet; Hanedân-ı Âl-i Osman’a ait olup Halifeliğe Türkiye Büyük millet Meclisi tarafından bu Hanedan’ın ilmen ve ahlâken erşet ve eslah olanı intihap olunur. 

“Türkiye Devleti makam-ı hilâfetin istinadgâhıdır.” 

1923 tarihinde 1921 Anayasası’nın bazı maddelerinde değişiklik yapılmıştır. 29.10.1339 (1923) tarihli 364 No’lu kanun ile Anayasa’nın 1. ve 2. Maddeleri şu şekilde tanzim edilmiştir:

“Madde 1- Hâkimiyet, bilâkayd-ü şart milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir. Türkiye Devleti’nin şekl-i hükümeti, Cumhuriyet’tir.”

“Madde 2- Türkiye Devleti’nin dini, Din-i İslâmdır. Resmî lisanı Türkçedir.”

1924 tarihli “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun, yani Anayasa’nın bazı maddeleri ise şöyledir:

“Madde 2- Türkiye Devleti’nin dini, Din-i İslâmdır. Resmî dili Türkçedir; makarrı Ankara şehridir.”

Bu madde 05.02.1937 tarihinde değiştirilmiş ve CHP’nin altı oku Anayasa maddesi olarak konulmuştur. Yani, devletinin temel esasının İslâmiyet olduğu hükmü kaldırılmış, onun yerine şu ifadeler konulmuştur: “Türkiye Devleti Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi, Lâik ve İnkılâpçıdır.”

1924 Anayasası’nın 16. Maddesi’nde milletvekillerinin yeminlerinin sonunda “vallahi” ifadesini kullanacakları hükme bağlanmıştır. Bu ifade 10.04.1928 tarihinde yemin metninden çıkarılmış, onun yerine, “namusum üzerine söz veririm” ibaresi konulmuştur. 

Bu Anayasa’nın 26. Maddesi’nde yer alan, “Büyük Millet Meclisi Ahkâm-ı Şer’iye’nintenfizi (yerine getirilmesi)” ifadesi 10.04.1928 tarihinde çıkarılmıştır. 

Görüldüğü üzere, devlete şekil veren Anayasa’da yer alan İslâmiyet’le ilgili hükümlerin çıkarılması tek parti-tek şef devrine denk düşmektedir. O devrin ise nasıl bir devir olduğu bellidir. O devirde totaliter bir idarenin bulunduğu şüphesizdir. Ali Şükrü Bey ve Halit Paşa gibi milletvekillerinin suikasta uğradığı, TCF ve SCF gibi partilerin kapatıldığı, CHP’den başka bir partinin bulunmasına izin verilmediği, icraatlarının tartışılması ve araştırılması gerektiği, ancak mevzuat gereği tartılamadığı ve araştırılamadığı bir devir…