İSLÂM Arapça dilinde silm kökünden barış demektir.
Arapça dilinin oluştuğu Arabistan çöllerinde yani
Mezopotamya ve Mısır medeniyetlerinin tam da arasındaki topraklarda, iki
medeniyet diyarları arasında gidip gelen iki insan birbirleri ile
karşılaştıkları zaman selâm verir ve alırlar, dünyanın en gelişmiş dili olan
Arapça ile sohbetlerini yapar, sonrasında barış içinde yaşarlardı...
Bu iki insan silm/barış yapmazsa, kılıçlarını/silahlarını
çekip birbirlerine saldırılardı.
Selâmlaşıp barış içinde yaşayanlara müslim denir.
Silahlarına sarılıp saldıranlara müşrik denir.
Hazreti Âdem den beri insanlar MÜSLİM ve MÜŞRİK olarak
ayrılmışlardır.
Hazreti İBRAHİM bu ismi (silm/islâm/Müslim) kullanarak
insanları müslim milletler ve diğerleri olarak ayırmıştır. İnsanlık tarihi
incelendiğinde, insanlığın ilk dönemlerinde İslâmiyet i oluşturan örnek
kavimler vardır. İnsanlığı oluşturan bütün beşeriyet Kur an, İncil ve Furkan
ehli olmak üzere Hz. İbrahim in milletindendir.
İnsanlık tarihinde Hazreti Nuh, Hazreti İbrahim, Hazreti
Musa, Hazreti İsa ve Hazreti Muhammed, aralarında ortalama biner yıl olmak
üzere, geçmiş binyıllarda insanlık için İslâm nizamının banileridirler. Bu
binyıllarda kurulan İslâmî nizam dönemlerinde Müslimler aralarında çıkan
nizaları savaşarak değil, hakemlere giderek uzlaşma ile hallederlerdi.
Sadece silm/islâm/barış yetmez; bir adım daha atmak gerekir; ondan sonra
birlikte yaşamanın sistemini/düzenini kurmak gerekir ve en sonunda da bu
nizamı/düzeni zirveye çıkarıp bütün beşeriyete örnek olacak bir MEDENİYET
hâline getirmek gerekir.
İşte, yukarıda isimlerini andığım beş PEYGAMBER her bin
yılda bir bu görevi yerine getirdiler yani kendi dönemlerindeki İSLÂM
MEDENİYETLERİNİN banisi oldular.
Konu buraya gelmişken, şu çok önemli noktayı da hatırlatmam
gerekiyor: Artık peygamber gelmeyecek ama onların yerine kaim olan insanlar
kıyamete kadar var olacak; onlar da hadis-i şerifte buyrulduğu üzere
peygamberlerin vârisi olan âlimler olacaktır.
İSLÂM dan sonra mademki MEDENİYET de dedik; bu
kelime/kavram üzerinde de duralım. Medeniyet kent anlamında olan medine
kelimesinden ileri gelir; birbirine yaklaşma, yan yana yaşama demektir. Kur an
da buna ÜMRAN demektedir. Tüm insanlık tek medeniyete, uygarlığa, ümrana
sahiptir ki biz bunlara İBRAHİMÎ DİN/DÜZEN, FAİZSİZ EKONOMİ, MÜSBET İLİM VE
ADİL SİYASET/YÖNETİM/İDARE diyoruz. Yine Kur an insanlığı kavimlere ayırmakta
ve ona da İRFAN demektedir ki bize göre DİL, SANAT, TEKNİK ve ÖRF irfanı
oluşturmaktadır.
İnsanlarda FİKİR, HİS, İRADE ve ÜNSİYAT melekeleri vardır.
Fikirler DİLLER ile, hisler SANAT ile, irade TEKNİK ile,
ünsiyet ÖRF ile birleşir.
Yukarıda sözünü ettiğim bu iki ana kelime/kavram bir araya
geldiğinde İSLÂM MEDENİYETİ tanımı oluşmaktadır ki; o da savaş değil BARIŞ
MEDENİYETİ/UYGARLIĞI demektir. Müslümanlar olarak bizim ANA HEDEFİMİZ BÜTÜN
BEŞERİYETİ/İNSANLIĞI BARIŞ İÇİNDE UYGARLAŞTIRMAKTIR.
MEDENİYET ayrıca şöyle de tanımlanmaktadır: Birbirine
benzeyen ama aralarında ilişikleri olmayan topluluklardan, birbirine benzemeyen
ama aralarında ilişkileri olan topluluğa geçmedir yani insanlar arasında
işbölümü yapmak demektir. Yeryüzündeki tüm insanlar, ayrı ayrı yerlerde
yaşayacak, ayrı dillere, ayrı sanatlara, ayrı tekniklere ve ayrı hukuklara
sahip olacak ama anlaşma içinde birbirleri ile kaynaşma ve dayanışma içinde
birleşmiş olacaklardır.
Bunları neden yazdım
Türkiye, G20 Zirvesi nden sonra, şimdi de İslâm İşbirliği
Teşkilatı (İİT) 13. İslâm Zirvesi ne ev sahipliği yapacak ve iki yıllığına
bayrağı devralacak Ne dersiniz; başta Sayın Cumhurbaşkanı, Başbakan ve ilgili
bakanlar için yukarıdaki bu hatırlatmalarımız bir şeyler ifade eder mi .. Bize
düşen mübin/açık tebliğdir. (Kur an, Yasin; 36/17) Devamı var.