İslam geldiğinde Mekke toplumuna cahiliye adet ve kanunları hâkimdi. İslam âlimleri o günkü topluma niçin cahiliye dendiğini izah etmişler ve bir milleti cahiliye toplumu yapan ve Mekke halkının yaşayışının cahiliye toplumu olarak nitelenmesine yol açan özellikleri şöyle sıralamışlarıdır:
“Araplar arasında ahlaksızlık aşırı derecede kötüleşmişti. İçkiye ve kumara düşkünlükleri vardı. Aralarında saldırılar, kafilelerin yolunu kesmek, ırkçılık, zulüm, kan dökmek, intikam almak, malı gasp etmek, yetim malı yemek, faizle alış-veriş yapmak, hırsızlık ve zina gibi yüz kızartıcı suçlar çok yaygındı. Ancak zina konusunda bilinmesi gereken bir husus vardır ki o da şudur: “Zina, ancak cariyeler ve fahişeliği meslek edinenler arasında yaygındı. Hür kadınlar arasında ise zina yok denecek kadar azdı.” (A. Muhammed Sallabi, Siyer-i Nebi, 1, 41)
Ebu Süfyan’ın (r.a.) hanımı HindbintiUtbe Mekke’nin fethi günü Müslüman olmuş ve Resulullah (s.a.v.) Efendimize biat etmek isteyen kadınların arasına karışarak huzuruna çıkmıştı. Resûl-i Ekrem kadınlardan: “Allah’a şirk koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, iftirada bulunmamak ve iyi iş yapma hususunda Peygamber’e karşı gelmemek” üzere kendisine biat etmelerini isteyeceğini söyleyince Hind, zina yapmamak üzere söz istenmesine şaşırmış ve söze karışarak: “Hür kadın zina yapar mı ki?” diye şaşkınlığını dile getirmiş, hür kadının zina edemeyeceğini söylemiştir.” (TDV İslam Ansiklopedisi, 18, 65)
Tarihi kaynaklar açıkça gösteriyor ki cahiliye döneminde dahi zina düşük kadınların, ya da mal gibi alınıp satılan cariyelerin yani toplum içerisinde bir saygınlığı, şerefi olmayan insanların yaptığı çirkin bir iş olarak kabul ediliyordu.
Bir de gümüz Türkiye’sindeki manzaraya bakınız. Televizyonlar gayri meşru ilişkileri sıradan bir işmiş hatta daha ileri gidip modernliğin bir şartı imiş gibi sunmaktadırlar. Gelin-kaynana programları, en çok izlenen diziler bu rezaletlerle doludur. Bunların tümü de tek bir hedefi vurmak ve yıkmak için yapılmaktadır. O hedef te aile’dir. Peki, aileyi korumakla yükümlü bakan ve bakanlık bütün bu olanların karşısında ne yapıyor?
Bu bakanın ne yaptığından önce bu makama nereden geldiğini hatırlatmakta yarar var. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı koltuğuna oturmadan önce Kadem (Kadın ve Demokrasi Derneği) Ankara temsilcisi olarak görev yapmış. Maalesef bu dernek şu an devletin aile politikalarına yön vermektedir. Derneğin zihniyeti ise kamuoyunca malumdur.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, uzun zamandır kadını güya koruma ve kadın lehine pozitif ayrımcılık yapma adı altında kanunlar çıkarmaktadır. Ama her yeni çıkan kanunla birlikte başta evin kadını olmak üzere aile bireylerinin tümünün mağduriyeti biraz daha artmaktadır. Zira çıkarılan kanunların ortak noktası nikâhlı yaşamayı zora sokmaya yöneliktir. Kocanın evden uzaklaştırılması, boşanma halinde kocayı ömür boyu nafaka ödemeye mahkûm etme, malı ortadan bölme ve benzeri düzenlemeler evlenmek isteyen erkekleri evlikten soğutmakta ve korkutmaktadır. Buna karşın kadın sığınma evleri, dul kadınlara aylık bağlanması gibi teşviklerle de kadın kocaya karşı isyana sevk edilmektedir. Bu gün toplumda mağdur edilen binlerce erkek ağır nafaka yükü altında ezildiği için yeni bir yuva kuramamaktadır. Mağdur babalar çığ gibi büyümekte ve seslerine aile bakanlığı kulak vermemektedir.
Aile Bakanlığı kime kulak veriyormuş Yusuf Kaplan üstadımızın üslubuyla görelim: “Nikâhsız yaşayan iki kişiden birisi kadını dövüyor. Aileden sorumlu bakan kadını arıyor ve “geçmiş olsun” diyor. Bakana da çatırdayan aileye de “geçmiş olsun” diyecek birileri yok mu?”