Devletin açmış olduğu Biz Bize Yeteriz Türkiye’m isimli bağış kampanyasını ilan eden Cumhurbaşkanı’nın zekât konusuna da değinmesi kamuoyunda çok tartışılıyor.

Hatta ileri giderek devletin zekât fonu kurmasını ve zekât toplayıp dağıtmasını önerenler bile çıkıyor.

Devlet ve zekât konusunda edindiğimiz bilgileri bu yazımızda özetlemek istiyoruz:

Zekât devlet eliyle yapılan bir ibadettir. Peygamberimiz ve takip eden raşit halifeler döneminde, Tevbe Suresi 103. ayet-i kerimesi gereği zekâtları devlet toplamış ve beytülmale gelir kaydetmiştir. Toplanan bu zekâtları devlet, Tevbe Suresi’nin 60. ayet-i kerimesinde tek tek sayılan 8 sarf yerine dağıtırdı. Bunlar, fakirler, miskinler, zekât işinde çalışanlar, kalpleri İslam’a ısındırılacak olanlar, borçlular, köleler, Allah yolunda ve yolda kalmış olanlardır. Bu sarf yerleri hakkında ilmi izahlar konusuna girmeyeceğiz. 

Tevbe Suresi 103. ayetinin fariza olarak yüklediği kaçınılamaz zekât toplama görevini, Müslüman devlet başkanına ve İslami kurallara göre yönetilen devlete yüklemektedir. Asr-ı Saadet’teki ve sonraki raşit halifeler devrindeki devlet ve onun başkanları bu vasıflara uymakta ve farizaya muhatap olmaktaydı.

Zekât konusunu inceleyen Prof. Dr. Yunus Vehbi Yavuz, Yusuf El Kardavi gibi çağdaş ilim adamları şu hususun üzerinde durmuşlardır:

Bugün İslami bir devlet ve onun Müslüman bir devlet başkanı bir arada bulunmadığına göre, gerek Tevbe Suresi 60 ve gerek 103. ayetlerindeki farzlar nasıl yerine getirilecektir? Daha açık ifadesi ile bu ayetlerde emredilen zekât toplama “farzları” karşısında Müslümanlar ne yapacaklardır?

Denilen şudur:

Bu farzların yerine getirilemeyişi karşısında bütün Müslümanlar mesuldürler. Hesaba çekileceklerdir. Bu hesaptan kurtulmak için Müslümanlar kendi aralarında bir “zekât müessesesi” kurup, zekâtlarını İslami usullere göre toplayıp dağıtacaklardır. Bu müessese geçici bir müessese olacaktır. Aslolan İslami kaidelere göre işleyecek bir devlet mekanizmasının kurulması, zekâtların da bu devlet tarafından mecburi olarak toplanıp dağıtılması olacaktır. Daha açık ifade ile Müslümanların Kur’an nizamının kurulup yürütülmesi gayesi ile bütün güçlerini kullanarak çalışmaları üzerlerine vecibedir. Bu çalışmalar neticeleninceye kadar “geçici zekât müessesesi” zekâtların tanzimi ve yürütülmesi ile görevli olacaktır.

Fark etmişsinizdir, bu cümlemizin içinde Erbakan Hocamızın bir ömür üzerinde çalışıp verdiği “cihadın tarifi” yatmaktadır.

Netice şuraya gelir:

İslam devleti bulunmadığı zamanlarda, Müslümanlar bu devleti kurmak için bütün güçleri ile çalışacaklar, yani cihat edecekler, bu arada zekât müessesesini de kurup işleteceklerdir.

İlim adamlarının yaptığı çalışmalara göre, bu gün ülkemizde zekât vermek resmi bir mükellefiyet olsa, devlet eliyle toplanacak olsa, bugünkü değerleri ile yüzlerce milyar doların toplanması gerekecektir. Çünkü zekât servetlerden alınan, sarf yerleri de tayin edilmiş bir vergidir.

Bugünlerde “bu kadar büyük meblağın az bir kısmını bile toplasak çok büyük rakamlar elde ederiz” diye hesap yapan bazı kendini kurnaz zannedenler, devletin bir “zekât fonu” kurup işletmesini önermektedirler. İyi de bunu yapmak için Müslüman bir devlet başkanının olması yetmiyor ki. İslam kurallarına göre işleyen bir devlet de gerekiyor.

Anayasasında İslami kuralların gelme ihtimali bile önlenmiş, ceza yasalarında devletin dini kurallara uydurulmasına çalışmak bile ağır suç olarak tarif edilmiş, Hıristiyan birliği olan Avrupa ile bütünleşebilmek için ekonomik, ailevi, ahlaki, medeni, kültürel ve hukuki kuralları değiştirmekte olan, aile içinde bile dini ve geleneksel kuralları tümden yasaklayan, zinayı himayesi altında yaptırmaya devam eden, kumarı devlet eliyle yaygınlaştırarak oynatan, vahşi kapitalizmin kurallarını başı üstünde tutan, helal-haram kavramlarını resmi literatüründen çıkarmış bulunan, faizi bir realite kabul eden, İslam’ı güncelleyip ılımlılaştırma derdinde olan devlet mi zekât fonu kuracak, zekât toplayıp dağıtacak?

Güldürmeyin bizi!

Pardon, ağlatmayın bizi!..

DİKEN DİKENLER

İlmin yüreğini kanatıyor,

Yollarına dikilen dikenler;

İşkembeden atıyor da atıyor,

Dikenleri yollara dikenler!