Süveyd b. Hacir (R.A.) dayısından naklen şöyle anlatıyor: Arafat ile Müzdelife arasında Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizle karşılaştım. Devesinin yularına yapışarak ricada bulundum:

- Ya Resûlellah! Beni Cennete yaklaştıran ve de Cehennemden uzaklaştıracak ameller nelerdir Bana öğretir misiniz Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu: "ALLAH Teâlâ ya yemin ederim ki, sen meseleyi özetleyerek sordun. Fakat büyük bir gerçekten, kelimelerle izahı uzun bir hakikatten söz ederek cevap istedin. O halde iyi dinle! Beş vakit namazı kıl, farz olduğunda zekatı ver. Kâbeyi hac et ve bir de insanların sana yapmalarını sevip istediklerini onlara da yap, insanların sana karşı yapmalarını istemediklerini de onlara yapma! Öğreneceğini öğrendin. Artık devenin yularını bırak bakalım!" (Taberani, el-Mu cemü l-Kebir, No:7284, 8/27)

Diğer yandan da asırlar boyunca bütün müçtehitler de zekâtın farz olduğu hususunda icma etmişlerdir.  Binaenaleyh zekâtın farz oluşunu inkâr eden kişi kâfir olur. Zekâtı verenler dünyada ödenmesi gereken bir borçtan, ahirette ise azabtan kurtularak sevaba nail olurlar. Maalesef günümüz Müslümanlarının en çok unuttuğu ibadetlerden biri de zekâttır. Unutulan bir farzın yaşatılmasına Yüce Rabbimiz, elbette büyük sevaplar ikram ve ihsan edecektir.  Zekâtı vermeyenler ise büyük bir günah işlemiş olurlar. Zekât, malın temizliği için ALLAH adına fakirlere verilmesi gereken kısımdır. Zekatı verilmeyen mal kirli kabul edilir. Bu konuda ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerde çok çarpıcı örnekler bulunuyor. Zekât borcunu ödemeyenler hakkında Cenab-ı Hak şöyle buyurur: "Altını ve gümüşü yığıp-biriktirip de onları ALLAH Teâlâ nın yolunda harcamayanlar, mallarından zekât, hayır ve hasenat hakkını ödemeyenler... yok mu İşte bunlara pek acıklı, elem verici bir azabı müjdele! O gün ki bu paralar, üzerlerinde yakılacak cehennem ateşinin içinde kızdırılacak da, bunlarla o kimselerin alınları, yanları ve sırtları bunlarla dağlanacak. Onlara denilir ki: İşte bu, kendiniz için toplayıp biriktirdiğiniz servettir! Artık saklayıp yığmakta olduğunuz şeylerin azabını haydi tadın bakalım!" (Tevbe Sûresi: 34-35)

Ebu Hureyre (R.A.) den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu: "Sahibi, kendisindeki zekât hakkını vermediği zaman deve, kıyamet günü en kuvvetli haliyle sahibinin üzerine gelir ve onu tabanlarıyla çiğner. Koyun da kendisindeki zekât hakkını vermediği zaman en kuvvetli ve besili haliyle sahibi üzerine gelir ve tırnaklarıyla onu çiğner, boynuzlarıyla da ona vurur." Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz devamla buyurdu: "Bu hayvanların haklarından birisi de su başlarında sütlerinin sağılması ve oradakilere sadaka edilmesidir."

Yine Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz devamla şöyle buyurdu: "Sakın sizden hiçbiriniz kıyamet günü zekâtını vermediği davarını omuzunda bağırır halde taşıyıp gelmesin ve yardım isteyerek: Ya Muhammed! demesin. O zaman ben ona: Ben senin için hiçbir şey yapmaya malik değilim; ben ilahi emirleri tebliğ etmişimdir derim. Yine sizden hiçbiriniz zekâtını vermediği devesini böğürür halde omuzu üzerinde taşıyarak gelmesin ve: Ya Muhammed! demesin. Ben ona: Ben senin lehine hiçbir şeye malik olamıyorum; ben ALLAH Teâlâ nın emir ve nehiylerini tebliğ etmişimdir, derim." (Buhari, Zekat: 3.)

Ebu Hureyre (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu: "Kim ki, ALLAH kendisine mal verir de o malın zekâtını vermezse, kıyamet gününde zekâtı verilmeyen mal, sahibi için çok zehirli erkek bir yılan suretine konulur. Bu yılanın iki gözü üstünde iki nokta vardır. Bu azgın yılan kıyamet gününde mal sahibinin boynuna gerdanlık yapılır. Sonra yılan ağzı ile sahibinin çenesini iki tarafından yakalar. Sonra: Ben senin dünyada çok sevdiğin malınım; ben senin hazinenim, der". (Buhari, Zekat: 3) Ebu Hureyre (R.A.) dedi ki: Bundan sonra Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şu ayet-i kerimeyi okudu: "ALLAH Teâlâ nın, fadlından kendilerine verdiğini harcamakta cimrilik edenler, sakın bunun kendileri için bir hayır olduğunu sanmasınlar! Bilakis bu, onlar için bir şerrdir. Onların cimrilik ettikleri şey, kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası ALLAH Teâlâ nındır. ALLAH ne yaparsanız hakkıyla haberdardır." (Al-i İmran Sûresi: 180)

Bu ahiretteki cezadır. Dünyada ise: Zekâtları, İslâm devleti tarafından zorla alınır, ayrıca cezalandırılırlar. Bu ceza: Zekâtı kendisinden zorla almak, tazir etmek ve zorla malının yarısını almaktır. Çünkü Behz b. Hakim (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Sevabını ALLAH Teâlâ dan isteyerek malının zekâtını ödeyene mükafatı verilir. Zekâtını vermeyenin zekâtını ve devesinin yarısını, Rabbimiz ALLAH Teâlâ nın bir alacağı olarak alırız. Zekâttan hiçbir şey Muhammed in âline helal değildir." (Ebu Davud, Zekat:4, No:1575, 1/494)

Ebu Hüreyre (R.A.) dedi ki: Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin vefatı üzerine, yerine Hz. Ebu Bekir (R.A.) halife seçilip de Araplardan kimileri dinden dönünce, Hz. Ebu Bekir (R.A.) bunlara karşı savaş açtı. Bunun üzerine Hz. Ömer (R.A.), Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz: "Ben insanlarla ALLAH Teâlâ dan başka ilah yoktur deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. Kim kelime-i tevhidi söylerse, İslâm ın hakkı olan haklar, cezalar hariç mal ve canını benden korumuş olur. Gerçek hesabını görmek ise ALLAH Teâlâ ya kalmıştır." buyurmuşken şimdi sen onlarla nasıl savaş edersin diye karşı çıktı. Hz. Ebu Bekir (R.A.):

ALLAH Teâlâ ya yemin ederim ki, namazla zekatın arasını ayıranla mutlaka savaşırım. Çünkü zekat, malın hakkıdır. ALLAH Teâlâ ya yemin ederim ki, Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz verdikleri bir deve yularını bile bana vermekten kaçınırlarsa, sırf bu sebepten dolayı onlarla savaşırım." cevabını verdi. Bunun üzerine Hz.Ömer (R.A.) şöyle dedi:

- Yemin ederim ki, zekat vermek istemeyenlerle savaş konusunda ALLAH Teâlâ nın, Hz. Ebu Bekir (R.A.) nun kalbine tam bir kararlılık vermiş olduğunu gördüm ve doğrunun bu olduğunu anladım. (Buhârî, Zekat:1, 40; Müslim, İman:32; Ebu Davud, Zekat:1, Tirmizi:İman 1; Nesâî, Zekat:3)

Hz. Ebu Bekir (R.A.), zekat vermeyi reddedenlerle savaşmaya karar verirken Abdullah b. Ömer (R.A.) den rivayet edilen şu hadis-i şerifi kendisine delil edinmişti: "Ben ALLAH Teâlâ dan başka bir ilah bulunmadığına, Muhammed in ALLAH Teâlâ nın Resûlü olduğuna şehadet edip, dosdoğru namazı kılıncaya ve zekatı hakkıyla verinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Bunları yaptıkları takdirde kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. İslâm ın gerektirdiği haklar ise bunların dışındadır. Onların gizli hallerinin hesabı ALLAH Teâlâ ya aittir." (Buhârî, İman:17, 28; Müslim, İman:32, 36; Ebu Davud, Cihad:95)

Her iki hadis-i şerifte geçen İslâm ın gerektirdiği haklar şunlardır: Haksız olarak birisini öldürenin öldürülmesi yani kısas, el kesenin elinin kesilmesi, evliyken zina edenin recmedilmesi, nisap miktarında mal çalanın elinin kesilmesi.

"Onların gizli hallerinin hesabı ALLAH Teâlâ ya aittir." cümlesinden maksat mahlukatın gizli işledikleri, küfre kadar tüm masiyetlerinin cezasının ise ALLAH Teâlâ ya ait olduğunu ifade etmektedir