Biz bu yüzyılın insanıyız. Bu zamanı yaşıyoruz ve bu zamandan sorumluyuz. İnsanlık genel anlamda sorumlu.

İnsanlığın gidişatını, yönelimini belirleyen insan. Buna bağlı bulunulan medeniyetler ve onların insanlarının belirlemeleriyle şekillenir dünya ve ruh bulur.

Müslümanların egemen olmadığı bir ortamda belirleyici olan Batı ruhu ve medeniyeti oluyor. Batı ise bir bütün olarak metafiziksiz, materyalist, kapitalist ve sömürücü. Bunlara bağlı olan izmler, ideolojiler sadece bunların birer ayrıntısı. Batı ruhundan insanlığın kurtuluşu adına bir şey beklenemez. Olsa olsa onların ya payandası veya kölesi olunur ya da tamamen teslim olunur.

İnsan, özgürlüğüyle insandır. Özgürlük, insan olma erdemidir. Batı ruhunun dayattığı aleladelikler, hayvansı durumlar değil. İnsan, erdemleriyle varlığını gösterir. Öyle olmasa hayvanlaşır.

İnsan, vicdanıyla da sorgulanır. Vicdanları belirleyen ruh eğer materyalizm ile dolu ve donanımlıysa onlardan bir şey beklenemez. İslâm medeniyetine düşmansa Müslüman insanların onların yanında hiçbir değeri ve kıymeti yoktur.

Dünyayı boğan karanlık ruh insanlığın üzerine çöreklenmiş, düşünme, hissetme yetisini elinden almış, soluk aldırmıyor. Bu zincirleri kıran, perdeleri aralayanlara da fırsat vermiyor.

Asıl sorun Müslümanlarda. Varlıklarını hissettirmiyorlar, insanlığa bir örnek olup yol açıcı olamıyorlar. Yol gösterici olamadıkları gibi körlükle bir şaşkınlık içindedirler. Ahlâk, inanış ve yaşayış olarak ne kendilerine ne de başkalarına bir varlık olduklarını gösterebiliyorlar. Tıkanık bir ruh hâli içindedirler.

Zaman daralıyor, insanlar bu yüzden de umutlarını tüketiyorlar.

Zamana ve insanlığa anlatacakları olanların sesleri ya kısık, ya duyulmuyor. Böyledir diye içe kapanmanın, kendinden vazgeçmenin bir anlamı yok. Atılacak her adım, söylenecek her söz, yürünecek her yol, umutla bakılan her bakış mutlaka bir karşılık bulacaktır. İnsan bu, taş ve hayvan değil. Gazze olayı şunu gösterdi ki; insanlığın vicdanını uyandıran hamleler olabiliyormuş. Bunun içindir ki karanlık ruhlar bunu örtmeye, görmezden gelmeye, umursamamaya çalışıyorlar. Ama hakikat hiçbir zaman ne örtülebilir ne de perdelenebilir. Bir biçimde kendini gösterir.

Peygamberlerin her biri zamanın karanlık ruhuyla karşılaştılar. Onlar hiçbir zaman yılmadılar. Onlar da birer insandı. Hakikatin sözcüsü olduklarından asla ne ödün verdiler ne de vazgeçtiler.

İnsanların daraldıkları, umutsuzluğa kapıldıkları, hatta yıldıkları zamanlarda onlar insanlığa birer soluk ve yol gösterici olmuşlardır. İşkenceler görmüşlerdir, yurtlarından olmuşlardır, asla vazgeçmemişlerdir.

Niyetler sahih olunca Allah o eylemleri bereketlendirir, karşılığını verir. Aşk, sevgi ve merhamet dili en etkili olanıdır. Edebiyat ve sanat bunun aracıdır. Onların etkili oluşlarının nedeni de sahih bir niyetle ortaya koyduklarıdır.

Yeryüzünde nerede zulüm var ise ona dönüp bakılmalı. Güç yetirenler kendi güçlerine göre eylemde bulunmalıdırlar. Bu fiili olabilir, dolaylı olabilir. Eylem eylemdir ve kutludur.

Ey bu zamanın sahih çocukları, gençleri, kadınları geleceğe umut olanlar var olun ve yaşayın. Düşünün ve direnin. Aşk diliyle, sevgi ve merhametle yaşayın. O zaman en katı ortamlar yumuşar, en katı kalpliler gevşer, sert bakışlar mülayimleşir. Yeter ki siz sahih insanlar ve asıl Müslümanlar bu erdemi kendinize ruh edinirseniz. Umutsuzluğa kapılmadan var olmayı düşünürseniz ve yaşarsanız olmayacak ve yapılamayacak bir şey yoktur. Zorluklara göğüs gerenler başarırlar. Belki anında olmayabilir ama mutlaka zamanla karşılık bulur yaptıkları. Yeter ki var olunsun, bilinsin ve söylensin.