Yanılsatan ve yanılsanan bir hayatın karmaşık dağdağasındaki yol, yön ve bakış arayışları hep sonuçsuz. Çarpık ve içinden çıkılamaz. Aynı yerde durmak ve ısrar etmek kör kuyunun dibi.
İnsan kendisini aynasında iyi ve güzel görmek ister. Hakiki olanla, kendisiyle yüzleşmek ideali. Hayat bu, inişli çıkışlı ve karmaşık. Kimi zaman da tıkanık gibi.
İnsanın kimi zaman daralmaları, bir çıkmaz gibi görünebilir.
Zaman kutludur, anlamlı ve değerlidir. Zamanı anlamsızlandıran ya da görünümü karmaşık hâle getiren insan. İnsan kendi kaosunu oluşturur, sonra da içinde debelenir. Çıkış yolu arar. Kendi kusurlarını başka şeylere yükler. Kadere, zamana, nesneye ve daha nice şeylere. Böyle bir durumda sorumluluğu üzerinden atmaya çalışması, kendisini farkında olmadan şirke atıyor. Kusur ve eksikleri kendinde arayacağına başkalarına sorumluluk yüklüyor.
İnsanlığın en zor zamanları ve dönemleri. Bu karmaşadan çıkamayışın baş sorumlusu gene kendisi.
Düşünmeyen toplumların kör kuyusu. Düşünmenin de bir yol ve yöntemi var. Bir köylü, toprağın hemen bütün inceliklerini bilir. Hangi toprağın verimli olduğunu, hangi toprağın nasıl tavını bulunca karşılık vereceğini bilir. Çünkü o, toprağın bir bilgesi. O ortamda hayatın da bilgesi.
Kısır bir döngüde gibi olunsa da onun sorumluluk alanı belli. Ötesini beklemek haksızlık olur.
Sorunların katmerleşerek insanın üzerine abandığı bir zamanda zihinlerin dünyası bir o kadar çıkmazda ve karanlıkta. Yol bulma tercihinde kendi iradesi, düşüncesi, gelenekleri deneyimleri devre dışı. Arayışlar sisler dünyasından. Başkasının belirlediği, tayin ettiği, oluşturduğu ruh dünyasında.
Her insan tercih ettiği alanın bilgesi olmaya aday. Kendi koşullarında ve konumunda derinleşmek kendi elinde. Toprak bilgesi gibi.
Şu modern ve karmaşık dünyada insanın tercihi de yok. Bilge olmaya hiç aday değil. Arayış içinde de olmuyor. Bir savrulma içinde.
Biz özümüzden uzak kaldıkça sorunlar artıyor. Hayat arayışlarımız ve ilkelerimiz onların arzularına dönük. Onlar memnun olsunlar diye.
Müslümanların karmaşık dünyası giderek koyulaşıyor.
Hem Müslüman, hem muhafazakâr ve hem de modern. Nasıl bir şey ise bu.
İnsanlığın baş belâsı ve büyük kemirgeni tüketim kıskancında. Çünkü bu büyülü olarak insana sunuluyor. Öyledir de.
İnsanın hakkını gözetmeyen, kendisi de bir sömürgen olma tutkusunda.
Güzelim İstanbul ruhunu yitirdi. Devasa gökdelenlerin, çok uluslu alışveriş şirketlerin ve yapılarının büyülü, çekici dünyasında bir İstanbul ruhu aramak.
Çocukların ayakları toprak görmüyor. Doğaları yok. Gökyüzü bile ellerinden alınmış. Devasa binaların arasında başını kaldırsa göğü, güneşi, yıldızları göremez. Metafiziksiz, katı ve kaba bir dünyada.
Hayatın ne yanına bakarsak bakalım belirsizlik ve kaos. Böyle bir ortamda ne düşünce ürer, ne yol bulunur, ne de iz.
Müslüman kendi dünyasında ve ruhunda ancak soluklanabilir. Orada onun gerçek hayatı var ve duruyor.
İnsan kendisinden başkasını görmüyorsa sorunludur. Hakkı, adaleti, sevgiyi, merhameti, inceliği gözetmiyorsa sorunludur. İnsan değerinin azaldığı bir kırık aynalı dünyada asla sağlıklı bir sonuca varılamaz. İnsan aşksız, sevgisiz, acımasız ve vahşi.
Taş yemiş, darmadağın olmuş bir ayna karşısında ne kendini, ne yolunu, ne izini, ne ruhunu ve ne de dünyasını bulur. Başkasının karmaşasında debelenir durur. Bir daha da çıkamaz oradan. Biz gene de kendimize ait sırlı aynamızın dünyasında olalım, bu bize yeter.