Öncekİ yazımda da belirttiğim üzere: “Sabah sabah yine okuma ve ardından yazma… / Allah’ım, tesirini halk et Allah’ım; amellerimizle birlikte… / Allah diyor ki; ‘Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm…’” Günlük okumamda dikkatimi çeken tahlile geçelim…
“Kader ağlarını örüyor” başlıklı yazı/tahlil, şu ‘SONUÇ’ bölümü ile sona eriyor: “Eğer referandumda yüzde 60 alınabilseydi, önümüzdeki dönem daha kabul edilebilir ve yönetilebilir olur, iktidarın kullanım biçimine itirazlar daha sınırlı kalabilirdi. Ama 51.4 bu imkanı ortadan kaldırdı. Şimdi ‘kaderin’ itelemesi ile tüm yetkileri kendi elinde ve çevresinde toplayan bir Cumhurbaşkanı olacak ve tüm yanlışlar, hoyratlıklar ve başarısızlıklar onun hanesine yazılacak. Bunları başkaları yaptığında bile, hem muarızları hem de bizzat yandaşları Erdoğan’ı işaret edecek, ‘sorumlu o’ diyecekler. Düşünün ki Erdoğan’ın artık kendi tabanından isteyeceği ilave bir yetki kalmadı… Her istediğini aldı ve şimdi hayatla karşı karşıya. Üstelik bu kadroyla ve bu siyasi kültürle… / Galiba ‘kader’ Erdoğan’ı bir çaresizlik siyasetine doğru götürüyor. Yetki kullanılmak için vardır ve siz kullanmasanız bile birileri onu sizin adınıza kullanır. Genel Başkanlık’la birlikte parti içinde ve yürütme erkinde bir tahkimat sürecine girilirse bu uğraştan Erdoğan yaralı olarak çıkacaktır. Çevresindeki kadronun onu mızrak ucu gibi kullanıp kendilerine alan açmasını engellemesi çok zor olacaktır… / Buradan ne iyi yönetim ne de normalleşme çıkabilir. ‘Ceza’ ise AK Parti’ye de yazılır. Bu gidişi durduracak ihtimal Erdoğan’ın parti başkanlığını reddetmesi… Ama ne çevresi ne de partinin ataerkil kültürü buna izin verir. Kendisi de istemez çünkü muhtemelen bunu ‘yenilgi’ addeder. / AK Parti kritik bir karar anına yaklaşıyor gibi gözüküyor…” (12.05.2017; KARAR, E. Mahçupyan)
***
Tevafuk bu ya; KUR’AN VE İLİM 912. Hafta Semineri çalışmamızdan aktardıklarımın devamında da bu konu varmış, sıradaki bölümleri aynen aktarıyorum…
‘Cumhurbaşkanının ekseriyetle seçilmesi şeriata aykırıdır. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi şeriata aykırıdır. Cumhurbaşkanı şura tarafından seçilir. Halk ona biat eder. Cumhurbaşkanı hakemdir, uygulayıcı değildir. Uygulamanın, icranın cumhurbaşkanına verilmesi İslâmiyet’e aykırıdır. Cumhurbaşkanı sadece merkez bucaklarının başkanıdır, illerinin veya taşra bucaklarının başkanı değildir.
Anayasa ekseriyetini alan AK Parti (ilk iktidar dönemlerinden itibaren) pekâlâ şunları getirebilirdi: 1) İlleri bağımsız kuruluşlar haline getirip iç güvenliği onlara bırakabilirdi. 2) Hâkimlik sistemi yerine ‘hakemlik sistemi’ getirebilir, yargı üstünlüğünü kurabilirdi. 3) Türk ordusunu biat sistemi ile oluşturur ve onların başına devlet başkanını koyabilirdi. 4) Faize dayalı TL’yi ‘Emeğe Dayalı Para’ haline getirebilirdi.
AK Parti bunlarla uğraşacağına, İslâmî olmayan sistemler için canhıraş bir şekilde çalışmaktadır. İşte, maalesef (ayetteki ) canibe ne’y etmek (Ve NeâBicanibihi) budur...’
‘Anayasa referandumunda ‘Evet’ çıktığı takdirde (bu değerlendirme referandumdanönce yapıldı) büyük bir şer ile karşı karşıya olacağız, AK Parti’yi kaybedeceğiz, devlet başkanımızı kaybedeceğiz. Ama bu bizi meyus etmemelidir. Demek ki “Adil Düzen” için daha hayırlı bir durum hazırlanmaktadır demektir.
- Osmanlılar yıkıldı, Cumhuriyet kuruldu.
- CHP irtidat etti, DP geldi.
- DP intihar etti, DYP geldi.
- DYP gitti, ANAP geldi.
- ANAP gitti, AK Parti geldi.
Bakınız, bu iktidarların her biri sonradan genel olarak İslâmiyet’e biraz daha yakın olmuşlardır. AK Parti giderse, demek ki AK Parti’den daha ileri seviyede Müslümanlara ve “Adil Düzen”e yaklaşan bir dönem gelecektir. Dolayısıyla asla ümitsiz duruma düşmemeliyiz. Biz doğruları söylemeye ve elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Kalanı bize değil O’na (Allah’a) aittir, O ne isterse o olur...’ (Devamı var)