Zaman ve mekân olarak yaratılmış olan kâinat elbette

aydınlıktır. Yaratılmış olanda bir bütün olarak büyük bir ışık gücü var.

Akıllar ötesi bir durum.

Yazının başlığı böyle bir duygu oluşturmanın ötesinde

farklı bir yöne bakmayı amaçlıyor. Dünyada sorumlu olan varlıkların başında

insan geliyor. Sorumluluk yükümlendiğinden beri var olan ve yaratılmış olan şu

kâinatı aydınlatıp karartmak için sanki bir iş edinmiş insan. Habil ve Kabil

olayından beri bu böyledir.

İnsan hem melek katının üzerinde hem de altında yer

alabiliyor. Bu tercih insanın elinde.

İçinde bulunduğumuz yüzyılda dünyanın bir ucundan diğer

ucuna sağlıklı iletişim araçları olursa her şey ayan beyan ortada. Ancak bu

kadar olanak olmasına karşın, ne yazık ki tarih en karanlık ve yanılsatıcı

dönemini yaşıyor.

Bu kadar aydınlık bir zamanda olay ve durumların bu kadar

karartıldığı veya üstünün örtüldüğü bir zaman olmamıştır. İnsanların gözlerinin

önünde gerçek olmayan bir şey gerçekten daha gerçeğe dönüştürülebiliyor. Her

şey ters yüz durumda.

İnsan hakikatin arayıcısı. Karanlığı aydınlığa

dönüştürebilen en güçlü varlık. Tersini de yapma gücüne sahip ne yazık ki.

Her döneme ışık tutan önderler var. Geçmiş zamanda

peygamberler vardı. Onların varlığında bile insanlık sapmalardan kendini

kurtaramadı. Şeytanlar insanları yoldan çıkarıyorlar o gün de bugün de. Bu,

insanlığın gerçeği. Sapmalardan kurtulma da kendi elinde.

Günümüzde ise insanlık en karanlık dönemini yaşıyor.

Gözümüzün önünde bir olay yaşanmadıkça inanmamız asla olası değil. Çünkü gerçek

olmayan olaylar öylesine ambalajlanıp insanların önüne konuluyor ki, insanlık

bu yalanların ve aldatmacaların peşinden savrulup duruyor.

Müslüman olmanın gereklerinden biri, bir olaya ve duruma

sahih tanıkların tanıklığı olmadıkça inan getirilmez. Oysa günümüzde sanal

ortamda, sosyal medya denilen alanda birlerce iletim geliyor. Bunlar bazen

insanın hoşuna bile gidebiliyor. Aslında bunların gerçek olmadığı da ayan

beyan. Öyle olmasına karşın insanlar böyle bir duruma anında sarılabiliyorlar.

İnsanlık şimdi kendine yeni bir alan açmak, bu aydınlık

gibi görünen karanlığı dağıtmak zorunda. Herkes bir ışık olmalı. Düşünün ki

bugünün modern araçlarının olmadığı zamanda önderlerin her biri birer ışıktı.

Bunlar dönemlerini yeterince aydınlatıyorlardı. Kendileri ve eserleri toplumun

önündeydi. En güvenilir kimselerdi.

Modern araçların oluşumuyla artık önderler çok da göz

önünde değildirler. En sahih ve güvenilir olanlar bile bir anda gözden

çıkarılabiliyor, gözden düşürülebiliyor. Toplumun önünde yer alan kimileri

medya güçleri ve aşırı olanaklarıyla toplumun gözünü bir anda boyayabiliyorlar.

Aydın diye bilinenler bile bu büyük anafora kapılabiliyor. Dün siyah

dediklerine bugün beyaz diyebiliyorlar. Bunu medya aracılığıyla yaptıklarından

ve güçlü gibi göründüklerinden onlar da toplumda kendi gerçekleriyle

yüzleşemiyor.

Zor bir dönem bu açıdan.

Artık sorumlu, saygın ve kişilikli insanlara büyük bir

gereksinim var. Hiç kimse kendini bir yok yerine koymasın. Her insan

değerlidir. Bu insan teklerinin her biri mumlarını yakarak güç

oluşturabilirler. Işık büyüdükçe gerçekler belirecek. O zaman o hakiki ışığın

etrafında toplanılabilecek. Hiç kimse kendisini bir hiç yerine koymasın.

Kalıcı olan saygınlıktır. Bugünün veya yarının

savrulmaları gelip geçicidir. Hiçbir zaman savrulan ve kendilerini anaforlara

kaptıranların bir yeri olmaz. Eser ve ışık önemli bir ölçüt. Her birimizin

elbette yapabileceği bir şeyleri bulunuyor. Düşünün ki stadyumlarda on binlerce

telefon ışığı bir anda karanlığı aydınlatabiliyor. En azından bulunulan mekânları

aydınlatıyor. Bu bir örnek sadece. Her birimiz bir mum olursak kendi etrafımızı

aydınlatırız en azından.