Herhalde son yıllarda ülke gençliğini bu kadar etkileyen vefatlar olmamıştı.

Bütün o karamsar tablolara inat.

Dört bir yanımızı saran madde bataklığına karşın.

Olumsuz onca haberlere rağmen.

Ufuklarımızı ağartan dört güzel gencin tertemiz şehadeti.

Ailelerini, hepimizi, ülkeyi yasa boğan ölümlerin ardından bir hilal gibi gökyüzüne yükselirken yaşam hikâyeleri.

Hepimiz imrendik yaşamlarına ve şehadetlerine.

Nasıl güzel yaşamıştı şehitlerimiz.

Yaşadıkları gibi de iyilik, doğruluk, hakkaniyet yolunda bu dünyadan gencecik yaşta ayrılmışlardı.

Ne ki artlarında unutulmayacak kutlu izler bırakarak gitmişlerdi.

Okullarda onları anma toplantıları oldu, benim de katıldığım bir kız lisesindeki toplantıda, kız kardeşleri ne kadar özendiler bu gençlere.

Hani bütün o madde zengini, makam sahibi hayatları çağırın; asla bu denli etkilemeyecek ışıltılı yaşam hikâyeleri, herkesi cezbetti.

İsimleri güzeldi, simaları güzeldi, davranışları, başarıları, ülkeleri için koşturmaları, iyilik melekleri ile yoldaşlıkları gıpta ile anlatıldı her yanda.

İstanbul Genç İHH›nın Bursa›da düzenleyeceği Teknoloji Kampı›na giderken trafik kazasında Hakk›a yürüyen iyiliğe adanmış hayatları ile dört genç.

Tarık Kesekçi (26), Kaan Talip Tığlı (25),Yusuf Taha Göktaş (22), Muratcan Kaya (21).

Tarık Kesekçi, İTÜ Uçak Mühendisliği Bölümünden mezun olduktan sonra Baykar’da insansız hava araçlarında uçuş performans ve analiz mühendislik takımının liderliği vazifesinde idi. Aynı zamanda İHH İnsani Yardım Vakfı çalışmalarında görev alıyordu.

Kağan Talip Tığlı, endüstri mühendisliğini bitirip, Türk Telekomda veri mühendisi olarak çalışmakta, Genç İHH İstanbul İl Başkanlığı görevini yürütmekte idi.

Yusuf Taha Göktaş, takımıyla ürettiği İHA ile ulusal ve uluslararası yarışmalarda çeşitli dereceler almış olup, Gebze Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü öğrencisi ve Genç İHH gönüllüsü idi.

Murat Can Kaya, 21 yaşındaydı. Edebiyat Fakültesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü son sınıf öğrencisi, İstanbul Genç İHH Lise Başkanlığı görevini yürütmekte idi.  

Dünya güzeli şehitlerimizden Yusuf’un babası, “Rabb’im biliyor ki bu şikâyetim değil, bu benim acziyetim. Ondan geldik, ona dönüyoruz. Gözyaşımı, acımı dindiremiyorum. Bunu şikâyet etmiyorum. Adını Yusuf koyduk. Yusuf yüzlü, ahlaklı olsun, diye. Gerçekten de öyleydi. Bizi hep mutlu etti, sevindirdi. Mutlu etmek için de çalıştı çabaladı. Ben senden razıyım oğlum, Allah da senden razı olsun” derken şehidi yetiştiren babanın soylu tevekkülüne de şahit olduk.

Katıldığım o toplantıda liseli idealist genç kızlar, Yusuf’un odasına astığı notları fotokopi yapıp dağıttılar, bir tane de bana hediye ettiler, “Bir Müslüman nasıl yaşamalı?” maddelerini okurken hepimiz sarsıldık, o seçkin parlak yaşamlara gıpta ettik. Rabbimiz, bu güzel diriliş neslinin sayılarını artırsın inşallah…