1977 Haziranında genel seçimler yapılacak. Bütün siyasi liderler sırayla şehre gelip miting yapıyorlar. Bizim gazetenin patronları Adalet Partili; buna mukabil başta ben olmak üzere çalışanların çoğunun gönlü daha millici bir partiden yana. Patronlarla ortak yanımız Ecevitin CHPsine ve Erbakanın Milli Selametine karşı olmak.
O gün miting sırası Milli Selamette ve Hocanın bölgede büyük ağırlığı var. İki muhabirimiz mitinge gitti, ben birinci sayfayı çizip mitinge ayırdığım yeri boş bıraktım, arkadaşlar gelecek, haberi yapacağız ve evimize gideceğiz.
Akşama yakın saatlerde gazetenin APli patronlarınndan biri büyük bir heyecan ve telâşla gazeteye geldi; halbuki pek uğramazdı,
Duydun mu Ahmetçiğim dedi, "Mitingde pankart açmışlar. Peygamber Erbakan yazıyormuş, bunu da yaptılar, olur mu kardeşim, olur mu bu .."
Ömrümün büyük utançlarından biriydi o; tam hatırlamıyorum (Arşivde vardır ama), manşeti şöyle çektik: "Milli Selametin mitinginde Peygamber Erbakan pankartı açıldı." Ardından "Ne kadar ayıp, herkes lanetledi vb..."
Uzatmayalım; sayfayı yaptık. Gazeteyi bastık; nedense o gün baskı sayımız, mûtadın yirmiotuz katı fazla tutuldu; meğer, birtakım kara propaganda çalışmaları için köylerde dağıtılacakmış!
Haber baştan sona yalandı; kurmacaydı. Politik, kirli ve ucuz bir tertibin parçasıydı. Hâlâ utanırım: Allah taksiratımı affetsin...
Geçenlerde merhum Erbakanın ardından "Hakkım varsa helâl olsun" diye yazmıştım; bir okuyucu da, "Ya onun sizde hakkı varsa " diye sormuştu da oradan hatırladım, içim sızladı.
(Bir utanç hatırası/A. Turan Alkan / 7 Mart 2011/Zaman)
Bu ülkede 34 yıl önce yaşanan bir olay bu. Hangi şehir, hangi mahalle Bir yalanın, bir iftiranın İstanbul yankısı ne Acısı kaç yüreği sızlattı Kaç delikanlı yaka paça girmek istedi birbirine Kaç delikanlı kırdı birbirinin gönlünü, küs oldular; aynı yurdu, aynı okulu, aynı meydanı, aynı caddeyi paylaştıkları halde
"Üçbeş değil ey sevgili, bin kurşun deldi bizi!" O bin kurşunlardan biriydi bu yalan.
Bakmayın siz bugün "Geçti gitti, bir kaç günlük fasıldı" havasıyla anlatılmasına... Bu yalan yüzünden kimler kimleri sevmekten vazgeçti Bir bilseler...
1977 seçimleri yaklaşıyordu ve bizim içimiz parça parça idi. Fakat ayakta idik ve onca oyuna, zulme, kopup gitmelere, iftiralara, biz yokuz diyenlere rağmen dimdikti başımız. Yarın nerede, hangi vuruş yönelecek üstümüze Bilmiyoruz... Alnımız ak, gömleğimiz temiz, bekliyoruz.
Sultanahmetteki bir büyüğümüzü ziyaret etmiştim iki arkadaşımla. Büyüğümüz yeni bir yayınevi kurmuş, yeni okuyucular kitlesine de kavuşturulmuş, haklı ve mutlu olmaya çalışıyor. O bizi sahiplenmişti, biz onu çok sahiplenmiştik halbuki. Bize az mı istikbal siz siniz demişti O gün hep o anlattı, lakin neler neler anlattı; teferruatı çok da aklımda değil. Küçük bir odada olmamıza rağmen birbirimize uzakta gibiydik.
Konu döndü dolaştı, bugün ancak itiraf edilen o yalanın tam üstüne geldi. İtiraz ettik ve kırgın bir sesle dillendirdim itirazımızı. Nasıl inanırsınız böyle bir şeye. Üstelik o gençliğin üzerinde çok emeğiniz var.
Lakin o büyüğümüz de inanmıştı akılalmaz bu iftiraya. Neden inanmıştı Neşriyatını gösterdiler, diyordu. Hiç birimiz içimize doğan, aklımıza gelen hiçbir ihtimali seslendirmedik. Çünkü o büyüğümüzü çok sevmiştik, kırılsak da çok seviyorduk ve incitmek istemiyorduk.
Ayrılırken yanımdaki arkadaşlardan birinin söyledikleri sanırım daha iyi anlatır halimizi.
Efendim, odanın konumu yanlış olmuş galiba. Masa burada ve siz böyle oturursanız sırtınız cama geliyor. Pencere ise meydana bakıyor. Yani her an hedefte gibisiniz.
O günler işte öyle günlerdi. Sokaklarda kurşunların gezdiği ve yarın kaç insanın kanının akacağının bilinmediği günler. Bizim cephemizde ise bir bir gidenler, birbir yorulup kalanlar, düşenler...
Patronların gazetelerinde kına yakan tetikçiler, şıngırdattıkları ziller eşliğinde atıyorlardı manşetlerini her gün.
"MSPden iki kişi daha istifa etti dün."
1973 seçimlerinde 48 kişi gelmişti Meclise; birer, ikişer gidiyordu bazıları. Bazıları, yani kendilerini çok akıllı ve alacaklı sananlar.
O günler bizim içimizdeki umut Denizinin kan denizine döndüğü günlerdi. Rahmetli Muammer Dolmacı ağabeyin rüyasını bir kere daha anlatmamın tam yeridir burası.
"Milletvekillerimizin birer, ikişer ayrılıp gittiği o sıkıntılı günlerde bir rüya görmüştüm: Büyük bir kalabalık yürüyoruz, uçsuz bucaksız bir çöl ya da bir ovada. En önde ErbakanHoca. Ardına bakmadan yürüyor. Kalabalıktan ayrılanlar oluyor, kalanlar oluyor, ama o yürüyor, yürüyor. Ardına bakmadan yürüyor!"
Eyüpte bir sandığın başkanıydım çok oyunların döndüğü 1977 seçimlerinde. Seçim odasını hazırlamaya çalıştığım o günün erken saatinde ilk gelen bir Trabzon çocuğuydu: Ben Atıf, MSP müşahidiyim, Çarşıkapıda bir handa çaycılık yapıyorum. Bu seçime kadar hep CHPliydim, şimdi buradayım.
Bilmem nasıl anlatsam Atıfa başımıza gelenleri, iftira edenleri, çekip gidenleri... İkiyüzün üstündeki sakallı ve çarşaflı Eyüp seçmeninden en az ikiyüz oy bekleyen Atıfa nasıl anlatsam bilmem, sandıklardan ne çıkarsa çıksın, bizim yürüyüşümüzün devam edeceğini.
34 yıl önce bu ülkede bir iftiranın atılmasına, yayılmasına ve insanların onca yıl yaralanmasına sebep olanlara ne demek düşer bugün bize.
OLMASIN BÖYLE VAKALAR
İbrahim Tatlıses suikastını aydınlatan İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın gazetecilerin sorularını cevaplıyor. Sorular bilinen kalitedeki sorular: Nasıl olmuş, kim yapmış, nasıl yakaladınız vesaire.
Benim beklediğim soruyu sormadı hiçbir gazeteci.
- Bu şehirde o marka suikast silahıyla dolaşan başka araçlar da var mı
Vazifeşinaslıklarına, çalışkanlıklarına, fedakarlıklarına hiç kimsenin olumsuz yaklaşamayacağı İstanbul Emniyetine toz kondurmak gibi bir niyetimiz yok bu soru ile.
Şöyle bir cevap verilse, biz inanırız.
O marka ya da başka marka suikast silahı taşıyan üç, beş, on araç vardı; hepsini yakaladık ve sessizce çıkardık yargının karşısına. Fakat o bir tanesi, Tatlıses olayında kullanılan kaçmış dikkatimizden...
Ben böyle bir savunmaya inanmaya her zaman hazırım; doğru söylediklerini bildiğimden, kabul ettiğimden... (Belki de Fadime Şahin-Müslüm Gündüz baskınını yapan, kameralar gelsin cıvıklığını kayda alan ve Çarşamba sokaklarında kartel tetikçileriyle sakallı kovalayan 28 Şubat emniyetini unutmak istediğimden...)
70li yıllarda Rauf Tamerin bir polis başarısı üzerine dilimize pelesenk ettiği "Olur böyle vakalar, Türk polisi yakalar" tekerlemesinin bir öncesine geçilsin istiyorum artık; o soru niçin sorulmadı derken...
Biz haberi "İbrahim Tatlısese suikast yapmak isteyenler silahlarıyla yakalandılar; birgün önce ya da birkaç saat önce..." şeklinde okusa idik, daha sevinmez, daha mutlu olmaz mı idik
GÜZEL GOLLERLE YENİLMEK
Arena Stadında Galatasarayı 2-1 yenmiş Fenerbahçe. Ben de seyrettim golleri dün akşam geç saatlerde TRT kanalından.
Beşiktaş ve Galatasaray tarlasından yetişmiş iki yorumcu, Sergen Yalçın ve Hakan Şükür Fenerbahçe gol atarken durup bakan ve hiç müdahalede bulunmayan/bulunamayan Galatasaray oyuncularını suçluyorlardı; O orada öyle mi durmalıydı, bu burada böyle mi durmalıydı gibi cümlelerle.
Unuttukları bir şey var: Fenerbahçenin attığı goller de durup seyredilecek gollerdendi. Sahada ve rakip takım forması giyiyor olsalar da onların da hakkıdır bir güzelliğe bakmak, bir güzelliğe tanık olmak. Onlar doğrusunu yaptılar.
Hatırlatalım dedik.
(Hamiş: Gün olur, onlar da yener. Güzellikler hep olsun!)
Ekseriyetin gücü
-Bu hafta da izinsizlik, bu ne hal
-Galip beni dövdü de ondan...
-Dayağı yedin ,mehel olsun, fakat ceza ne oluyor
-Onlar kalabalıktı. Hoca da işi dövenlerden sordu!
YAVRUM MESUT VE THE ŞAPGALI BABA
Eline düştüm
Alo! The şapgalı baba neredesin yahu
- Buradayım yavrum Mesut. Binaenaleyh sen ayağında kundura, geziyorsun dura dura. Ben fevkalede oturuyorum.
- Anladım the şapgalı baba türkü dinliyorsun yahu.
- Fevkalede zekisin yavrum Mesut. Binaenaleyh nasıl anladın
- Ayağında kundura dedin..
- Doğru, yavrum Mesut. Binaenaleyh İbrahimi dinliyorum gözlerim kapalı.
- Gözünü aç the şapgalı baba, aç gözünü. Sana söyleyeceklerim var yahu.
- Lafın gelişi öyle söyledim yavrum Mesut. Binaenaleyh sana zekisin dediysek...
- İbrahim vurulmuş the şapgalı baba.
- Kime vurulmuş yavrum Mesut Kız hangi dizide oynuyormuş Binaenaleyh gidip Necatiden mi isteyeceğiz
- Öyle değil the şapgalı baba. Suikastta vurulmuş yahu.
- Hemen gidelim, fevkalade bir geçmiş olsun diyelim.
- Seni tanımaz the şapgalı baba. Uyuyormuş yahu.
- Biliyorum yavrum Mesut biliyorum. Binaenaleyh beni uyumayanlar da tanımıyor. Fevkalade unutuldum yavrum mesut.
- O zaman niye gideceksin yahu
- Televizyonlarda görünmek için yavrum Mesut. Binaenaleyh biri çıkar sorar: Kim bu diye. Fevkalede izah edebilirim kendimi.
- Geliyorum the şapgalı baba. Dikkat et, düşeceksin yahu.
- Senin eline düştüm ya yavrum Mesut. Binaenaleyh fevkalade kötüsü olmaz bunun. Yürü gidelim!
YÖKü sök.
Kılıçdaroğlunun CHPsi şaşırtmaya devam ediyor:
YÖK kalkacak!
Bu ne güzellik Nur Serter milletvekilin olacak.. YÖKlü zulümleri, ikna odaları aklına gelmeyecek, ama sen diyeceksinki:
YÖK kalkacak!
Bu dahi bir güzelliktir bu ülkede. CHPnin YÖKün kalkabileceğini söylemesi, AKPyi inandırır belki. Cesaretlenebilirler.
YÖK ve kılık kıyafet konularında hiçbir şey yapmayan/yapamayan AKP, bakarsınız CHPnin yönlendirmesiyle kıpırdayabilir.
Dilleriniz hani
Refahyol Hükümetine vurmanın/eleştirmenin/karşı durmanın moda olduğu o yıllarda çalışanlara ve emeklilere yapılan yüksek oranlı zamlar da bahanelerinden biri idi.
- Hükümet (özellikle Refah Partisi) bizi satın almak istiyor!
Meşru bir hükumetin yaptığı meşru bir zammı karalamak isteyenlerin dilleri nerelerinde şimdi. Sormazsam, duramam!
Seçimler yaklaşıyor: Her kadına ikiyüzlira dağıtacağını ilan ederken MHP, Kılıçdaroğlulu CHP altıyüz lira vereceklerini söylüyorlarmış.
Bir e-mail cevabımdır:
1991 yılından beri gazetemizi okuyorum diyen Çanakkaleli Ramazan Doğana: Gönendirdin beni, güzel dualarınla.
Çanakkale şehidlerimizi andığımız bugün bir kere daha ilan edelim: O ruhun sizlerde yaşadığını ve sonsuza kadar yaşayacağını..
Çanakkele siz siniz, Çanakkale sizlerle güzel. Allah sizlerden razı olsun.
Newyorktan selam gönderen Mehmet Kır: diyeceklerin benim duymak istediklerimdir. Devam ve selam
Necati Tuncer
e-mail: [email protected]