"Yoğurttan bir hükümete kartondan bir hançer saplandı!"

1960 ihtilalini bu cümleyle özetliyor Necip Fazıl. Yoğurttan bir hükümet, daha nasıl anlatsın yumuşaklığını. Yoğurt kadar dirençsiz ve karıştırılmaya müsait.

Nisan ayında erken seçim kararı alınsa idi, 27 Mayıs ihtilali önlenirdi tezi çok dillendirildi bu ülkede, bilhassa kışkırtıcılık yapan ve ihtilalden nemalanan Halk Partili etiketlileri tarafından. Koskoca bir yalandı bu iddia.

1959 yılında konuşulur olmuştu ihtilalin olacağı. Ki 1960 yılını görmeden ölen Halk Partililerin varisleri gelip izlerken Yassıada mahkemelerini, gazetecilere resimli röportajlar vermişlerdi:Vasiyet üzerine orada olduklarına dair. İhtilal destekçisi gazete ve dergilerde yayınlanmıştı bu fotoğraflı röportajlar.

Bir Menderes hükümeti inanmamıştı bu ülkede ihtilal olacağına. Olduğunu öğrendiklerinde duydukları şaşkınlıktan anlamak mümkündür bunu. Direnmek ne kelime

Sokaklarda tanklar ve radyoda okunan bir bildiri: TSK yönetime el koymuştur!

İhtilalciler kim Bilen yok. Sanki bütün ordu. Lakin değil.

Üçüncü Ordu Komutanı Ragıp Gümüşpala telefon ediyor Ankaraya: Orda ihtilal olmuş! Kim yaptı bunu Tesadüf mü yoksa ihtilalin arkasında olduğu söylenen dış güçlerin yerleştirmesinden mi bilinmez, telefonun Ankara ucunda Korgeneral Madanoğlu vardır. Hazırlanmasında büyük emeğinin olduğuna inanılan bu kişinin ihtilal olduğunda koşup geldiği ve sahip çıktığı söylenir. Sen rahat ol Gümüşpala Paşa. İhtilalin başında Cemal Gürsel vardır.

CemalGürselin adını duymak Gümüşpalayı rahatlatmışsa, bu milleti rahatlatmak da aynı yoldan geçer. Yoksa Demokrat Partili toplayıp, bir yerlere tıkmak nereye kadar çözümdür

İhtilalden bihaber Gürselin İzmirden alıp getirilmesi ve al sana başkanlık denmesi, ihtilal yolda düzülürün bir ispatıdır. İhtilal yaptıysak, buraları da planlamadık ya.

Madanoğlu ve Gürsel isimlerine rağmen 27 Mayıs ihtilali bir albaylar ve alt subayların harekatıdır. Maksadına ulaşmış ve hatta katılımcıların hepsini hem ünlü kılmış, hem de sorgulanmayacakları makamlara oturtmuştur. CHPden sürekli milletvekilliği gibi, tabi senatörlük gibi...

27 Mayısın götürdükleri ve getirdikleri yıllardır tartışılır bu ülkede. Fakat bir gerçek daima gözardı edilerek.. Nedir bu

12 Martın ve 12 Eylülün yegane sebebinin 27 Mayıs olması..

27 Mayıs olmasa idi, bu ülkede 12 Mart olmazdı, 12 Eylül olmazdı. 12 Mart başarısızlığının 12 Eylülü mecbur kıldığı bir yerde doğrudur.

27 Mayısın ihtilalcilere kazandırdıkları kısa süre sonra sorgulansa idi, yani tabi senatörlük kaldırılsa, ihtilalcilere ihtilalin savcısı Egesel muamelesi yapılsa idi sivil hayatta, 12 Mart göze alınamazdı.

9 Mart kırılması ve 12 Mart muhtırası en üstteki komutanlar arasında. Alt kademelerde bir 27 Mayısta biz yapalım havası ve yukarı karışmasa da okur örgütlenmesi.. En üst düzeydekilerde bu telaş ne Kendilerini ispat etme ihtiyacı hissetmezler mi bu durumda

27 Mayısta kırk kadar albay, yüzbaşı vesaire ihtilal yapıp, memleketi dizayn ediyorsa, biz neden yapmayalım 27 Mayısta hoş olmayan muameleye tabi tutulan Genelkurmay Başkanı yarası da var. Öyleyse gösterelim hem millete hem de altta oturanlara. Emir komuta zinciri vardır ve Generaller daha iyisini yapar. Şartlar da oluştuğuna göre, her şey meşrudur artık.

Fakat, olmaz!

Mektupla yapılan ihtilal olarak tarihe geçen 12 Martın tek şansı, yönetimde Demirelin olmasıdır.

Yönetimde olan lakin yönetemeyen bir Demirel. Muhalif gazetelerin büyüttüğü olayları anlamakta ve çözmekte zorlanan hükümetin, milletin işi ve refahı konusunda da bir hazırlığı yoktur. Karnı tok, sırtı pek diye bir slogan üretmiş olsa da muradı farklıdır. Bir kuru ekmek yeterken karnının tok olmasına, sırtına inen coplar pekleştirsin orayı.

Bunalan bir hükümetin imdadına yetişme harekatının adı 12 Marttır. Muhatabının, şapgamı alıp gittim, demesi çok eleştirildi bu ülkede. Kalsaydı ne yapacaktı Üstelik Mecliste filizlenen bir Millî Nizam hareketi de başlamışken, git ve yönetemedi diye suçlanmaktan kurtul. O günün tek sorumlusu Demirel bunu yaptı.

12 Mart faili generallerin başarısızlığını sonradan gelenler bir türlü kabul edemediler, hazmedemediler. Şartları daha iyi oluşturalım ve generallerin de bu ülkede bir ihtilal yapacağını ispat edelim dediler. Nasıl olsa elde Demirel gibi bir malzeme var. Körükle gezen bir Ecevit cabadan. Millî Görüşten ürken bir medya da varken hizamızda. Haydi gelsin 12 Eylül.

12 Eylülden önce çok kan dökülmesi, yapılacak ihtilalin inandırıcı olması içindi. Fakat hazırlayıcılar çok abarttılar. Sabah sağcı öldüren silahın siciline akşam solcu öldürdüğü işlendi. Gençliği manken olarak kullananlara bugüne kadar ne ulaşıldı, ne de hesap sorma akıl edildi. Ölenler öldükleri ile yatanlar yattıkları ile kaldılar.

Bugün sadece emir komuta zinciri içinde generallerin yaptığı ihtilal olarak tarihe geçen 12 Eylülden daha kanlı bir ihtilali 28 Şubatta yaşadı bu ülke.

12 Mart ve 12 Eylül mağduruyum pazarlamasını çok iyi beceren Demirelin 28 Şubatın banisi olması ise gözyaşı selini kattı, bu ülkede dökülen kanlara.

27 Mayıs askercilik oyunu, 12 Mart ve 12 Eylül generallerin ispat harekatı, peki 28 Şubat ne

28 Şubat, Ortadoğuya, Afrikaya ve bütün dünyaya verilen mesajdı: Kendi kendinizi yönetmek sevdasından vaz geçin ve bizim onayladıklarımızı değiştirmeye kalkmayın. Başınıza koyduklarımız kanlı birer diktatör olsa dahi..

Ortadoğulu, Afrikalı ve diğer dünyalıların bu mesajcılara cevabı şu anda yaşananlar ve yaşanacak olanlardır. Bu ülkenin 28 Şubat mazlumları ancak şimdi açtı onların gözlerini..

İhtilallerin en doğru ve gerçek yorumu böyledir bu ülkede. 27 Nisan mı Önemi bir sinek vızıltısı kadardır. Varsın kahramanı çok olsun.

Y

AVRUM MESUT VE THE ŞAPGALI BABA

İhtilâllerde ölen öldü; ben doğdum

-Alo! The şapgalı Baba nerelerdesin yahu

-Buradayım. Güniz Sokaktayım. Kimsesiz bir sokak ortasında..

- Muhalefet mi yapıyorsun The şapgalı Baba Sokağa çıkın derken onlar gençleri kastettiler yahu.

-Kim, kime kastetti yavrum Mesut Binaenaleyh ben ıssız bir sokakta oturuyorum.

- Pardon, ben yanlış anladım yahu.

-Senin hayatta doğru anladığın bir şey var mı yavrum Mesut Binaenaleyh tank başkasına yürüdü, sen korktun.

- Yıldızların altında daha ne yapacaktım The şapgalı Baba. Oraları karıştırma yahu.

-Nereler karışıyor yavrum Mesut Binaenaleyh bizim Alimizden Bin Alimizden bir haber var mı

- Ben de onu diyorum The şapgalı Baba. Sen onlardan iyisin. Kaçacak yer aramıyorsun, Güniz Sokakta oturuyorsun yahu.

- Oturuyorum ve yaş günlerimden birini kutluyorum yavrum Mesut. Binaenaleyh insanın yeniden doğması fevkalade iyidir.

-Senin kuru günün var mı The şapgalı Baba Yine kimin yaşını akıttın yahu O yaşlar ana tsunami olur sonra.

-Sen mi bana akıl veriyorsun yavrum Mesut Binaenaleyh dinime dahleden müselman olsa..

- Ben laik bir adamım The şapgalı Baba, doğru konuş yahu.

- Doğru konuştum, sen anlamadın yavrum Mesut. Binaenaleyh ben yaş günlerimden birini kutluyorum dedim. Beni fevkalade hediyesiz bıraktın.

- Ne, yaş günü mü Sen ne zaman doğdun The şapgalı Baba

-12 Mart doğum günlerinden biridir yavrum Mesut Binaenaleyh şapgamla gittik, şapgamla geldik. İtibarımız fevkalade arttı mı, arttı! İşte o gün ben yeniden doğdum yavrum Mesut.Bugün burada, Güniz Sokakta bunu kutluyorum.

- Ben yıldızlardan korkmuştum ya  The şapgalı Baba; senden de korkuyorum yahu.

MERAK

Son günlerde bu ülkenin medyasında çok yer kaplayan haberlerden bazıları Deniz Baykalla ilgilendirilenler olsa gerek.

Deniz Baykal kaseti,

Varan 2, var mı

Taciz etti mi

Bu konu başlıklarından hiç biri benim merak alanıma girmez. Ben daha çok Antalyada partisinin kadın mensuplarına, "Siz kimsiniz ki bu ülkede başkalarının giyim tarzlarına karışıyorsunuz Böyle bir hakkı nerden alıyorsunuz " diye soran Deniz Baykalı merak ederim.

Bu ülkede CHPliler ve destekçilerinin dışındakilerin de haklarının olduğunu ve bunun partililerince sorgulanamayacağını söyleyen Deniz Baykalın başına bu gailelerin neden açıldığını merak ederim.

"Ben çok hoavardalık yaptım. Hemşehrilerim bunu bildiğinden üzüm, incir getirir"diyen bir Demirel adamıyla 28 Şubatta "Emret Komutanım" bakanı da olan o Demirel adamıyla medyanın neden hiç ilgilenmediğini de merak ederim.

Haram konuşmak

Oralarda olamadıkları için mi buradalar

Ben bilmiyorum.

AKP milletvekili Anayasa Profesörü Ergun Özbudun ile bir TV programına katılan başı kapalı bir gazeteci kızın söyledikleri ve gülüşü o akşam çok üzdü beni. (Adı lazım değil)

Programı seyretmedim. Dolayısıyle duydukları karşısında hafifce kızaran Özbudun hoca öncesinde ve sonrasında ne konuştu Bunu da bilmiyorum.

"Erbakan çok kolay gittiği için ihtilalciler onu seviyordu. Hi hi hi. Git deyince giden birini nerde bulacağız diyorlardı. Hi hi hi!"

Bunları duydum ve üzüldüm.

Bu kızcağız bu ülkede yaşamadı mı Şapgasını alıp gidenle, uçağa binip gidenle mi karıştırıyordu Erbakanı Yoksa e-mail oyunundaki konu mankenleri ile mi

Bazen oralarda olamadıkları için mi buradalar, diye sormadan edemiyorum kendime.

GERÇEKLER GÜN GÖRECEK

28 Şubat ve 12 Mart yıldönümleri her eli kalem tutanın bir şeyler anlattığı günlerdendir. 12 Martta partisi kapatılan Erbakanın İsviçreden dönmesini askerlerin daveti üzerine, diye yorumluyorlar. Üstelik Muhsin Batur adını özellikle vurguluyorlar.

Elbette bu inaçlarının bir dayanağı yok. Niçin kapatmışlardı öyle ise, sorusuna da bir cevapları...

Ve niçin Muhsin Batur adı

12 Eylülün gerekçelerinden olan "Cumhurbaşkanı"nın seçilemediği günler.. Mecliste CHPüyesi olarak bulunan Muhsin Batur da adaylardan biridir. Oylamalar sürerken Batur ziyaret eder Erbakan Hocayı. Desteğinizi istedim, evet dediniz. Ve siz de biliyor sunuz ki benim seçilmem ülkenin hayrına olacaktır. Ecevit, sizin oy vermediğinizi bana ısrarla söylüyor. Erbakan Hoca evetlerinin arkasında durduklarını ve Ecevitin doğru söylemediğini anlatır parlamenter Batura. Bir sonraki oylamada bunu nasıl anlayacağını da anlatır.

Bir sonraki oylamadan sonra Erbakanın doğru söylediğinin, Ecevitin doğru söylemediğinin ispatı ile (bunun nasıl bir ispat olduğu ayrı bir konudur) Ecevitin karşısındadır.

Olanları tahmin edin. Baturun neler söylediği ve Ecevitin hali bir gün yazılır olayın tanıkları tarafından.

12 Eylülden önce Meclis Cumhurbaşkanı olarak Baturu seçse idi bu ülke 12 Eylülü yaşar mı idi

Gerçeklerin ortaya çıkmasının hep rahatsız eden bir tarafı olduğundan, 12 Martta Erbakanı getirdiler yalanı ile geciktiricilik sağlanmak istenir.

Değil mi