Özgürlük, insan hak ve özgürlükleri, hukuk ve hukuk devleti, laiklik (şimdilerde de sekülerlik), demokrasi, küreselleşme, millilik, siyaset, düşünce ve ifade, inanç özgürlükleri, sendika özgürlüğü vb. daha da sayılabilecek konular, aynı zamanda sorunlar hakkında, sadece son çeyrek yüzyıla bakılsa, ciltleri dolduracak görüşlerin bulunduğu görülecektir. Görüşlerin mahiyet ve niteliklerinin yeterli, yetersiz, doğru, yanlış olup olmamaları ayrı bir konudur. Ama herşeyden önce bir görüştür, dikkate alınmaları için bu durum yeterli sayılmalıdır. Çünkü soyut ve genel anlamıyla düşünceyi, görüşü, inancı, erdemi, sanatı, edebiyatı, bilgi ve bilimi, zanaat ve teknolojiyi kavrayıp itibara değer görmeyen bir toplum, bir yönetim, bir devlet, bir zihniyet, bir kültür, bir uygarlık zaten noksanlıkla malül durumdadır, demektir. Böyle bir noksanlık yukarıda sayılan konuları ya da sorunları, kaçınılmaz olarak tam kendi bağlamında ele alamaz, tartışır görünse bile gerçek anlamda tartışamaz, sorunlarını çözer gibi olsa da aslında daha çetrefil sorunların kapısını aralar. Kısacası daha fazla emek verir, çalışır çabalar, hesapsız kitapsız harcamalar, masraflar, yatırımlar yapar ama elde ettiğine bir türlü değmez.

Üniversite kavramı altında ifade edilmeye başlanan yükseköğretim, neredeyse başından beri hep keskin, toptancı, çoğunlukla da doğruluğu mutlak kabul edilen görüşlerin tam odağı, tam anaforu olagelmiştir. Gerçek anlamıyla bir ünivrsitenin varolup olmadığı hiç ihtimal dahiline alınmaksızın, ileri sürülen her görüş kendi "üniversite"sini mutlak kabul ederek hareket etmiştir. Dolayısıyla mutlak kabule dayalı bir üniversite anlayışı, kaçınılmaz olarak kendi dışındakileri yoksayar hale gelmiştir. Bu bağlamda, son çeyrek yüzyılda ileri sürülen görüşler, yapılan tartışmalar, deyim yerindeyse "hayali" bir üniversite varsayımı silüeti altında, çeşitli emellerin güdülediği bir yüksek öğretim sistemi yapılandırmasını yerleştirmeye uğraşagelmiştir, denebilir.

Daha önceleri kaleme alınan bazı yazılarda, üniversite ile yüksek öğretim sisteminin ayrı kurumlar olduğu üzerinde durmuş, YÖK ün getirdiği mantık düzeneğinin kolay kolay üniversiteye dönüşemiyeceğini belirtmeye çalışmıştık. Bu ayrımın dikkate alınmamasının en çarpıcı sonuçlarını zaten yirmibeş yılı aşan süreçte fazlasıyla gözlemledik. Üniversite olgusunu doğuran evrensel bilim ilke ve düşüncesi, üniversiteye gelen bir kimsenin dünya görüşünü, hele kılık kıyafet biçimini sorun olarak algılamaya başlamışsa, artık üniversiteden sözetmenin şartlarını daha baştan ortadan kaldırmış demektir. Keza üniversitenin yöneticilerinin belirlenmesi, bütünüyle şekli kurallara indirgenerek ve bunların gerçekleşmesini üniversite olgusuyla özdeşleştirirseniz, bilgi de, bilim de kendi amacının dışında kullanılır bir alete dönüşmekten kurtulamaz. Bir başka ifadeyle üniversite yöneticilerinin seçimle gelmesi bilimsel özgürlüğü gerçekleştirir diye bakılırsa, ortada temel bir yanlışlığın bulunduğu hiç bir zaman açıklanamaz. Nitekim üniversite yöneticilerinin seçimle gelmesi sisteminin uygulanması, üniversiteyi özgürleştirme ya da özerkleştirme şöyle dursun bir tür oligarşiye mahkum etmiştir. Üstelik, üniversite, yani bilimsel özgürlük, siyasi ya da iradi veya güncel eğilimlerin tahakkümü altına sokulmuştur. Şu basit gerçek bir türlü dikkate alınmamıştır: Üniversiteyi üniversite yapan idari sistem değildir. Her üniversite, üretme yükümünde olduğu bilimsel veriye göre idarî mekanizmasını kendine özgü oluşturur, oluşturmalıdır. Bu asli yükümün, yani evrensel bilgi üretme faaliyetini verimli kılıcı birçok kaynak ve kurum oluşturulabilir, devreye sokulabilir. Ama bunlar üniversitenin varoluşunu temellendiremezler. Eğer aksi düşünülüyorsa, işte orada yükseköğretim devreye girer. Hangi tür ve tipte anaokulu, ilköğretim okulu, lise veya meslek okulu öğretmeni yetiştirmek istiyorsan, buna uygun yükseköğretim düzeneği kurabilirsin. Doğa bilimlerinden fizik alanında bilimadamının yetişmesini istiyorsan, evrensel bilimin, ölçütlerine uygun zorunluluğu vardır. Fizik öğretmeni için ayrı ölçütler uygularsın. Çünkü fizik öğretmeni eğitir, yeni, doğru ve temel genel geçer bilgileri öğretmek, aktarmak ve yaygınlaştırmak durumundadır. Fizikçi, olan bilgiyle yetinmeyerek, yeni araştırmalarayönelir, elde ettiği bilgi mühendisliklerden tıbba, psikolojiden sosyolojiye, astronomiden felsefeye, metafizikten dine varıncaya kadar temel oluşturur. Yeni görüşlerin, tartışmaların ve gelişmelerin yolunu açar. Bütün bilim dallarında benzer gözlemi yapmak olasıdır.

Özetle, kolay, emeksiz, iddiasız, başka beyinlerin ürettiği bilgiyi alıp kullanmak istiyorsak yükseköğretimi, günün ve ihtiyaçların istemine göre belli bir sistem halinde düzenler ve uygularsınız. Bu bir tercihtir. Fakat üniversiteyi amaçlıyorsanız, şimdiye kadar yapılanı bir tarafa bırakır, bunu bir deneyim olarak değerlendirir, her türlü zorluğu, meşakkati, sabırı, erdemi göze alarak işe koyulursunuz. Ama o taktirde şunları da şiar edinmelisiniz:

Üniversite, yani evrensel bilim, kendine özgü geleneğiyle varolur, gelişir.

Bilginin ve bilimin, yediveren gülü gibi olduğunu ruhunuzda duyar ve pahalı bir yatırım olduğunu bilmek gerekir.

Bilim adamı para hesabı ve geçim endişesi taşımaya başladığı anda üniversite yozlaşır. (Bugün olduğu gibi).

Bilimin siyasetini iktidar payandasına bağlamak bilimsel özgürlüğü ortadan kaldırır.

Üniversite, kültürü ve değerlerini evrenselleştirir, yani uygarlık kurar.