"AYASOFYA CAMİ OLARAK AÇILSIN
Sultanahmet’i bir doldurun, ondan sonra bakarız. Bak şimdi, Büyük Çamlıca Camiini yaptık. 4 tane, 5 tane Ayasofya eder. O kadar büyük. 60.000 kişiyi alabilecek kapasitede. Ne Anadolu yakasında, tüm İstanbul’da ve Türkiye’de en büyük cami oldu.
Buyrun mesele o değil. Bu işin siyasi boyu var. Yan tarafta Sultanahmet’i doldurmayacaksın, Ayasofya’yı dolduralım diyeceksin. Bu oyunlara gelmeyelim. Bunların hepsi tezgah.”
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın 16 Mart 2019 tarihinde kaydedilen, unutulmayacak nutuklarından sayılan ve içinde “Sultanahmet” geçen diyaloglu hitabetinden aldık kesin karar ilanlı bu cümleleri.

Kendi yaptırdığının söz konusu edilmemesinden incinen Sayın Erdoğan’ın “Ayasofya”yı arzulayanlara şartını, sitemini ve yol haritasını anlatmasıdır, bir diyalogla başlayan bu nutku.
İlk maddedir şartı: “Sultanahmet’i bir doldurun, ondan sonra bakarız.”
Sitemi ise Büyük Çamlıca Camiinin anlaşılamamasınadır. Önce dikkatler çekiliyor:
“Bak şimdi!”
Sonra gelsin mukayeseli icraat.
“Büyük Çamlıca Camiini yaptık. 4 tane, 5 tane Ayasofya eder. O kadar büyük.”
Kimin aklına gelirdi bu hesap?
AKP iktidara taşınırken, “Görevini yapan Ahmet beyler ve adayları” mesabesindeki gazeteciler dahi yazmamıştı hayal edip; ne de Ayasofya kitapları yazan münevverlerimiz.
Dahası da var bu sitemin. “Anadolu yakasında, tüm İstanbul’da ve Türkiye’de en büyük cami oldu.”
Ayasofya’nın açılmasına giden yolun “Navigasyon” haritasında “Bu işin siyasi boyu var. Bu oyunlara gelmeyelim. Bunların hepsi tezgah” denilerek, o gün örtülen, dondurulan dikkatlerin, Sultanahmet Camii avlusunda tarumar edildiği günlere erdik bugün.
21 Nisan 2023 tarihli haber sitelerinden okuyoruz: “Sayın Erdoğan, restorasyonu tamamlanan Sultanahmet Camiinin açılış töreninde konuştu.”
“Sultanahmet’i bir doldurun” demişti ya Sayın Erdoğan. Partisinin görevlileri çalışmış, kalabalığı toplamış, avluyu lebalep, hınca hınç doldurmuş.
Sayın Erdoğan’ın o kastı, böyle bir doldurma ile gerçekleştirilmiş; dünya, alem gördü.
“Şu anda muhalefet ne diyor? Gelince Diyanet İşleri Başkanlığını kaldıracaklarmış. Yerine inanç bilmem ne başkanlığı diye bir şey kuracaklarmış.”
Muhalefetin muhalif duygularını ayağa kaldırmaya ve asabiyet sisteminin çalışmasını tahribe yönelik bu cümledir, o nutkun en çok konuşulan ve tartışılan kısmı.
Sayın Erdoğan’ın, “Yerine inanç bilmem ne başkanlığı diye bir şey” demesine takıldım önce. Zira yakın zamanlardaki yazılarım sırasında öğrendiğim, Sayın Murat Bardakçı’nın da üye olduğu iki kurumu çağrıştırmıştı bana.
“Kültür ve Sanat Varlıkları Kurulu” ve deprem felaketinden sonraki ilk icraatlardan “Afet yönetimi Politikaları Kurulu.”
Başkanları da olduğundan, –ki adını ilk yazdığımın başkanının, 28 Şubat günlerinde çıktığı TV kanallarında rahmetli Erbakan’ı “İmzalamış da imzalamış” hafifliği ve iftirasıyla suçlayan FETÖ gazetelerinin yazarı bir Prof. idi– Sayın Erdoğan’ın vurguladığı gibi “Başkanlık” tanımıyla söylenmesi daha doğrudur.
Hal bu iken,
‘’Başkanlık’’lı kurullar kurumu kurmuş bir Sayın Erdoğan’ın itirazının tek faydası, milletin, en azından adı değiştirilmeye uğratılmamış bir kurumu sahiplenmesini sağlamak olmuştur.
Şu anda muhalefetin ne dediğini cami avlusundaki insanlara bizzat Sayın Erdoğan’ın iletmesi ise, yine cevaplar aratıyor meraklılara.
Onca yandaş medya ve ücretli, uçak seyahatli, akrediteli, hatta gereğini yapanlar olarak tanımlanmış gazeteciler varken, niçin böyle bir bilgi Sayın Erdoğan tarafından paylaşılır? İstihbarat raporu henüz mü okunmuştur?
“Kaldıracaklarmış, kuracaklarmış” fiillerine cami avlusunda toplanan vatandaşların “Yuh” sesleriyle katılmaları, 14 Mayıs’ın propaganda toplantılarına yansımış en acı, en üzüntü verici, en iç kanatıcı ve en unutulmayacak tablosu olacaktır.
Sultanahmet Camiinin avlusu, avlu olalı beri böyle bir sahne yaşamamıştır çünkü.
Kalabalığın, sebebi ne olursa olsun, camiye o yakınlıkta iken “Yuh” demesi, aralara sokuşturulan kışkırtıcıların tahrikinden kaynaklı olsa bile, ortada hata vardır, yanlışlık vardır, razı olmamak vardır. Zira milletin hiçbir ferdinde Sultanahmet Camiinin avlusunda “Yuh” diyelim hayali olamaz.
“Kardeşlerim, tabi yuh yetmez!”
Yuhalayan kalabalığa anında böyle hitap etmesi de Sayın Erdoğan’ın, tecrübe kaynaklı manevrası olsa gerek.
“Kardeşlerim” diyerek, bir “Yuh”un yetmeyeceğini ifade ederek ve kendisini de o kalabalıktan sayarak bir sahiplenme yapmış, hedefe muhalefeti oturtmuştur.
“14 Mayıs’a kadar gece gündüz çalışacağız ve onları siyasi mevta haline getireceğiz.”
Siyaset konusu artık her ne ise, gece gündüz çalışmak ve muhalefeti siyaset ölüleri yapmak…
Morg görüntülü bir ülke istemek, nasıl bir hayaldir?
İZAH MI, İTİRAF MI, MÜJDE Mİ, KABAHAT KİMDE Mİ
Yandaş sıfatlı bir haber sitesi yazıyor: “Gençlere müjdeleri tek tek sıralayan Erdoğan, kamuya alımlarda zorunlu durumlar dışında mülakatın da kaldırılacağını, işe alımların gençlerimizin sınavlardaki başarı sıralamasına göre yapılacağını söyledi.”
Türkçenin kelimeleri kullanılarak yazılan bu propaganda haberi, dikkatle okunduğunda, bir başarısızlık itirafnamesi çıkar karşımıza.
Tek tek sıralanan müjdelerden biri olan mülakatın (da) ekinin yüklendiği şikayetten onlar da haberliler.
İşe almalarda sıralamalar sınavlardaki başarılara göre olacak...

Bugüne kadar olduğu gibi veya bugüne kadar uyguladığımız gibi denmiyor.
Aksine, bundan sonra olacak iddiasındalar. Teminatları ne ise, inandırıcılıklarını nasıl sağlayacaklarsa...
Bu dediğiniz müjde ise, neden 22 senede hiç aklınıza gelmedi? Mağduriyetler yaşandığına, neden muhalefetin iktidara yürüdüğünü gördüğünüzde ancak inandınız?
İtiraflarını (da) bir “Verme” gibi sunarak, milleti, kendilerine (AKP iktidarına) borçlu kılmak, böyle olur. Duymayan kalmasın!
***
Cumhur İttifakçısı MHP’nin lideri Sayın Bahçeli’nin soyadına bakarak tarif ettiği ve “Süleyman Soylu, soyadı gibidir” dediği, AKP iktidarının İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu konuşmuş: “15 Temmuz onların fiili darbe girişimiydi. 14 Mayıs da siyasi darbe girişimleridir. Bu kadar açık ve nettir. Batı’nın siyasi darbe girişimidir.”
26 Nisan 2023 tarihli Millî Gazete’nin sitesinden okumuştum şu haberi: “Soylu, yeni FETÖ’cüler tespit ettik, dedi.”
Sayın Soylu’nun son beyanatının ilk cümlesini bir daha okuyalım:
“15 Temmuz onların fiili darbe girişimiydi.”
15 Temmuz’u anlatmak, hâlâ anlatmak, bir daha anlatmak.
Sokaklarda, caddelerde ve meydanlarda 250’den fazla şehit vererek FETÖ darbesini önleyen milletimizin, 15 Temmuz’un ne olduğunu bilmediğini iddia etmekten mi kaynaklıdır bu Soylu tespiti, yoksa milletimizin, onlar gibi (Sayın Soylu ve partidaşları) bilmediğinin bir itirafı mıdır?
“14 Mayıs da siyasi darbe girişimidir.”
Sayın Erdoğan’ın ilan ettiği seçim gününü Sayın Soylu böyle tanımlıyor. Ki o Sayın Soylu İçişleri Bakanıdır ve çok numaraları bilir terörist ayakkabılarına yazılan.
“Açık ve net” bir darbe girişimine nasıl döner; ilgili makamca ilan edilen bir seçim tarihi?
Seçim yaklaşıyorken, yeni FETÖ’cüler tespit eden İçişleri Bakanı Sayın Soylu, “Batı’nın siyasi darbe girişimini” de tespit etmiş, henüz turfanda iken.
Öğreniyoruz da öğreniyoruz!