Halkla ilişkiler programları kapsamında “Saadet Sahada” Samsun faaliyetlerine katıldık. Seçim atmosferine girilmesi nedeniyle olacak ki, hemen hemen toplumun her kesiminin siyasetle ilgilendiklerini ve seçimleri konuşur hale gelmiş olduklarını müşahede ettik.
Bunun yanı sıra gerek toplumsal problemlerini, gerek de özel sorunlarını yakınarak anlatmalarını dinledikçe, tabiri caizse “Bir dokunduk bin ah işittik”. Özellikle de engelli derneklerini ziyaret ettiğimizde en çok duyduğumuz sıkıntıların başında, engelli sağlık kurulu raporları hususunda rapor yönetmeliğinin değişmesiyle binlerce engellinin rapor oranları yüzde kırkın altına düşürülerek, engelli haklarından mahrum edilmesi ve bu husustaki yaşanan maddi ve manevi kayıpların olması geliyor.
Daha sonra eğitim konusundaki problemler, istihdamla alakalı yaşanan sıkıntılar; özellikle de EKPSS engelli sınav sisteminin çarpıklığı,
Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü yerine geçmişte olduğu gibi Engelliler İdaresi Başkanlığı’nın kurulması ve doğrudan Cumhurbaşkanlığı’na bağlanması,
Evde bakım hizmeti verenlerin sosyal güvenceye kavuşturularak, emeklilik hakkı verilmesi,
Bütün bunlar bizim de öteden beri gündeme getirdiğimiz, yazılarımızda sürekli temas ettiğimiz ve parti politikaları içinde yer alan hususlardır ki, bütün bu konularda da hemfikir olduğumuzu anlamış olduk.
Bunların yanı sıra yerel problemleri de gündeme getirdiler. Örneğin spor kulüpleri başkanları, belediyelerin kendilerine ayni veya nakdi yardım yapmadıkları; başka da imkânları olmadığından deplasmana gidemedikleri ve birçok branşta spor yapamadıklarını dile getirdiler. Artık “Bu böyle gitmez, bu iktidardan umudumuz kalmadı” deme noktasına gelmişler.
Güncel siyaset konularına gelecek olursak; seçim tarihinin belli olmasıyla birlikte siyasi aktörler bütün enerjileriyle, bütün güçleriyle propaganda yapma yarışına girdiler. Her bir parti liderini yakinen izliyor ve değerlendirme yapıyoruz. Dikkatimizden kaçmayan ve biraz da bizi şaşkınlığa uğratan, iktidar liderinin “Yeter söz milletindir” sloganı oldu.
Şaşırdık, çünkü asıl bu sözü Adnan Menderes, muhalefet partisi lideriyken söylemişti. Sormadan edemiyoruz, acaba Sayın Erdoğan konumunu ya da bulunduğu yeri mi unuttu da böyle söylüyor. Ya da, “Bu ülkede iktidar da benim, muhalefet de benim” mi demek istiyor. Eğer böyleyse, “Milli takımın teknik direktörü de benim” derse kimse şaşırmasın.
Bir kişiye sınırsız yetkiler verildiği zaman ve böyle yirmi yıl gibi uzun bir süre iktidarda kalındığında, kendisini ne kadar büyük diğerlerini de o kadar küçük görme hastalığı zuhur etmiş oluyor. İşte bütün bunlara bakıldığında; güçlendirilmiş parlamenter sistem, partisiz cumhurbaşkanlığının getirilmesi, gerçekten “Yeter artık söz milletin” denilmesi hususunda, bütün muhalefet partilerine özellikle de altılı masaya ağır bir sorumluluk yüklüyor. Bu bilinçle hareket edilmesi ve gayretle çalışılması her zamankinden daha fazla önem arz ediyor.
Ayrıca söz milletin olduğuna göre, millet de sandıkta kendi sorumluluğunu yerine getirmek zorunda. Aksi halde yine değişen bir şey olmaz, kendimiz çalar kendimiz oynarız. Vesselam...