Kur’an-ı Kerim’de A’raf Suresi 172’inci ayetinde Allah-ü Teâlâ’nın, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusuna insanoğlunun, “Evet, sen bizim Rabbimizsin” cevabını verdiği ve karşılıklı ahitleşmeden bahsedilir. İnsanoğlu, Allah-ü Teâlâ’nın yegâne güç ve hüküm sahibi olduğunu kendi razısıyla kabul etmiş ve “emanet”i yüklenmiştir. Müslüman, bezm-i elestte yani ruhlar âleminde verdiği misaka (söze, antlaşmaya) uyarak faziletli olur.

Kendisine emanet yüklenen insanın, yaşı ne olursa olsun, bezm-i elestte verdiği söze sadık kalması gerekir. İnsan, ruhlar âleminde verdiği söze akil ve baliğ olduğu anda muhatap olur. Bu çağda çocukluğun bitip gençliğin başladığı evredir. Böylece Allah-u Teâlâ’nın insana ilk ödevlerini verdiği, mükellef kıldığı evre “gençlik”tir.

Gençlik, Müslüman babanın, annenin ve liderin yetişme evresidir. Bu evrede genç, kendini yetiştirmek zorundadır ki, yetişkinlik çağında edindiği bilgileri topluma sunsun, uygulama fırsatı eline geçince de en mükemmel şekilde uygulasın.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) gençlik çağında “El-emin” sıfatını kendinde bütünleştiği, emanete riayet etmesi ve güvenilirliğiyle olgunluk çağındaki tebliğinin temelini en güzel şekilde oluşturmuştu. O ki, ileride kırk yaşında nübüvvet görevini aldığında Kureyşlilere, “Ey Kureyş topluluğu! Size bu dağın ardında düşman var dersem ne dersiniz” sorusunu sorduğunda, “Biz senin doğruluğunu tasdik ederiz. Çünkü şimdiye kadar sende doğruluktan başka bir şey görmedik” cevabını almıştı. Çünkü O, “Muhammedü’l-Emin” idi.

Necip Fazıl, Gençliğe Hitabesi’nde, “Zaman bendedir ve mekân bana emanettir” şuurunda bir gençlik derken, mukaddes emanete sahip çıkacak bir gençlik tasavvurunu mukaddes emanete sahip çıkan ve “Hâkimiyet Hakk’ındır düsturuna inanmış gencin, ‘Kim var?’ denilince, sağına ve soluna bakınmadan fert fert ‘Ben varım!’ cevabını verici, her ferdi ‘Benim olmadığım yerde kimse yoktur!’ duygusuna sahip bir dava ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik” olması gerektiğini belirtmektedir.

Milli Görüş lideri merhum Necmettin Erbakan Hocamız ise, “Hayat doğru ile yanlışın, güzel ile çirkinin, faydalı ile zararlının, adaletle zulmün mücadelesinden ibarettir. İslam sadece Müslümanlara değil bütün dünyaya huzur ve barış getirecek değerleri bünyesinde taşımaktadır. Gençler de bu barışın teminatıdır. Barış, kardeşlik, sevgi, adalet ve huzur tüm insanlığın ortak talebidir. Müslüman gençlerin de bu değerleri taşımaları bir zorunluluktur” demek suretiyle gençlere yüklenen misyonu hatırlatmaktadır.

Rahmetli Ali Nar Hocamız ise, “Yeni İslâm Gençliği’ne Mesaj” adlı şiirinde gençlere şöyle seslenmektedir: “Ben İslâm destanını yazmak dilerim / Sen de söyleyecek dil olur musun? / Düşmanı boğacak kemend olursam / Sen onu çekecek el olur musun? / Hainin bağrına hançer olayım / Onu zağlayacak kol olur musun? / Köpürür boğarsam her tür fitneyi / Onu taşıyacak sel olur musun? / Kitaplara kâğıt olsam mazluma ağıt / Sen onu okuyan dil olur musun? / Haydi yiğit gel antlaşma yapalım / Barışa bir buket gül olur musun? / Ben, farz et bülbülüm, İslâm bağında / Sen o bahçelerde gül olur musun? / Hanendeler, Muhammed’in övgüsünü söyler / Ben saz olsam sen de tel olur musun? / Ravza’ya ulaşsın ah u vahlarım / Sen onu uçuran yel olur musun? / Bir tohum atalım cennetler doğsun / Toprağı kazacak bel olur musun? / Bir düğün tutulsa renk cümbüşünü de / Sen o desenlerde al olur musun? / İslâm kızları da bir ordu kurmuş / Sen onları saran şal olur musun? / Filizler yükselse ağaca dönse / Sen meyve yüklenen dal olur musun? / Ordular yürüse Allah adıyla / Açılıp yol veren çöl olur musun? / Ve bir gün vurulup, şerefle ölsem / Sen beni örtecek tül olur musun? / Beni yıkayamaz büyük denizler / Örtüp saklayacak göl olur musun? / Zafer atlarına ben nal olayım / Basıp geçtikleri yol olur musun? / Böyle böyle gitsek... Ve İslâm gelse / Onun için yanıp kül olur musun?”.