Önceki nesiller şimdikilerden daha çalışkandı elbet.

Bedensel güçlerini çok fazla kullanırlar,leğenlerde çamaşırlar yıkar, bilek gücü ile tahtalar fırçalarlardı.

Dağ yolları 20 yıl önce açıktı eskiden.

Çünkü şimdiki gençler gibi ahırda hazır yemlerle beslemezlerdi hayvanlarını.

Onların da dolaşmaya, hava almaya, spor yapmaya, kekik kokulu dağlarda otlamaya hakları var deyip erkenden kalkıp dağlara, yaylalara götürürlerdi.

Kartepe’ye bağlı bir köyde o gün dehşetle farkettim.

Ali Amca ve köyün diğer yaşlıları öldüğünden sonra dağ yolu kapanmış insan boyunda çalılar her yanı kaplamış.

Çünkü gençler artık sosyal medyada,dağ yoluna hayvanlarını çıkarmamakta.

Meryem Teyze felç geçirmeden önce dağların kızıydı, sürüsü peşinde en uzak tepelerin fatihiydi .

Yaşlı nesil gidince ne koyun sürüleri kalmakta ne inek.

Köylerde hızla tükenen hayvancılığımız, tarım arazilerinin boş bırakılması ya da yapılaşmaya terkedilmesi, yeni nesillerin aşırı üşengeçliğinden ve devlet politikalarında tarıma, hayvancılığa gereken önem verilmemesi, dahası küresel ısınmanın kapımıza dayadığı tehlike, mevsimlerin, iklimlerin değişmesi.

Masalımızın sonunun pek de hayır olmayışının gözükmesi.

Yeryüzünü bekleyen kuraklık ya da sellerin götürdüğü bereketli topraklarla ekili yerlerin hızla tükenmesi, yüzyüze olduğumuz kıtlık, açlık pek kimsenin umurunda değil.

Herkes masa başına geçeyim ya da devlet güvenceli iş derdinde.

Bir hazine gibi sakladığım rahmetli annemden kalan koyun yünlerini yıkayıp yorgancıya götürdüğümde ne kadar dertliydi yorgan ustası;

“işlere yetişemiyorum, yanımda yetiştirdiğim çırak, yıllarca emek verdiğim usta oldu, yorganları dikerken bana çok büyük yardımcı idi, lakin yanıp kavrulmakta idi resmi bir işi olsun diye en sonunda çöpçülük işini kazandı, şimdi her sabah buraları süpürerek geçiyor ve bana akıl veriyor, abi sonun ne olacak sen de dükkânı kapa geç bir resmi işe demekte. İnsanlar sıraya girmiş iş yetiştiremiyorum ustam benimle, işimle, sanatımla alay etmekte.”

Bütün bu tembellikler, doğal olanın kadir kıymetini bilmemezlikler, eskiye sırt dönüp yeniye aşırı talepler; fabrikaların silikon, petrol artığı naylon yorganları, yastıklarını artırdı.

Fakat hastalıkları da artırdı.

Silikon yastıklar, naylon sünger yataklar, uykuyu da, sağlığı da, beyin sıhhatini de katletmekte.

Türlü rahatsızlıklar, hücre ölümü, dahası düşünsel yetileri de engellemekte.

Doğal olandan uzaklaşma hızla sonumuzu hazırlamakta.

O hale geldik ki, yün yorgan ve yastığı bırakıp pis naylon süngerlerde uyuyacak kadar akıl kaybı yaşadık.

Köylerimizde dağ yolları kapanmakta, sürülerimizi ağıllara hapsettik, kimyasal yemlerle hayvanları besleyerek, sütleri, etleri ile kendimizi, kendi ellerimizle zehirledik.

Belleri bükülmüş, omuzları çökmüş, dizleri tutmayan yaşlılarımızın iki büklüm yere eğilerek, ağrılar içerisinde tereyağı ve peynir hazırlamalarına da yavaş yavaş elveda demekteyiz.

Fabrikaların ne idüğü belirsiz pastörize ürünleri neyimize yetmiyor ki.

Genç hanımlar köylerinde temiz havada televizyonun dizilerini, sosyal medya dolaşmalarını; doğal besin hazırlamayı feda edecek denli öncüllediklerinden, gelecek kuşaklar şimdikilerden daha da şanssız olup daha fazla yapay gıda ile beslenmekteler.

Yaşlı nesle veda ederken, doğal hayattan da o kadar fazla uzaklaşmaktayız.