Arayan 70’lik emekli, Salih öğretmendi. Şunları anlattı;

* “Adnan Bey, önemli bir konuyu arz etmek istiyorum. Biz Malatyalıyız. Meslek gereği ülkemizin birçok noktasında devlete ve millete hizmet ettim. Emekli olduktan sonra da İstanbul’da oturuyoruz.”

* “Emekli olmadan önce de okullar tatil olduğunda gidiyorduk memlekete, çoluk çocuk. Emekli olduktan sonra neredeyse senenin büyük kısmını memlekette geçirir olduk.”

* “Memlekette Allah’a şükür bağımız bostanımız, tarlamız tapumuz var. Kısmen de sulu tarlalarımız. Yani, güz olduğunda, kışlık yiyeceklerimizi; bulgurumuzu, yarmamızı, tarhanamızı, elbette kuru kaysılarımızı, cevizimizi, kuru üzümümüzü, kurutulmuş sebzelerimizi, kavurmamızı, daha fazla saymayayım Allah (c.c.) ne verdiyse torlar toplar İstanbul’a götürür, hem koru komşu yer hem de akrabalarla, eş dostla paylaşırız.”

* “Malatya’dan getirdiklerimiz neredeyse yaz aylarına kadar bize yetiyordu. Hatta birkaç çuval un bile getirip İstanbul’da hanım ekmek, bişi, bazlama, gözleme, kurmut yapardı. Ev başka bir neşe ve şenlik içinde olurdu.”

* “Emekli olduktan sonra bir şey daha yapmaya başladık hanımla; bahar aylarında erkenden gittiğimiz Malatya’da evimizin hemen önündeki bahçeye domates, salatalık, biber, patlıcan, soğan, patates, kavun, karpuz ekmeye başladık. Çocukluğum köyde geçtiği için rençberliğin, çiftçiliğin neredeyse tüm yönlerini bilirim. Taze taze bu sebzelerden yemeye başladık. Komşular da istifade etmeye başladı bundan...”

* Bu süreç bahar aylarından (Mart-Nisan) başlar, sonbaharın sonlarına kadar (Kasım-Aralık) devam ederdi. İyice soğuklar başlayana kadar da köyümüzde oturmaya devam ederdik. Hatta bazı yıllar soba kurduğumuz da oldu… Fakat belli bir yaştan sonra bu işler zor olduğu için kışın o çetin günlerinde İstanbul’daki evimize dönüyorduk.”

* “Şimdi bu korona mıdır ne virüstür, bütün bu hayat tarzımızı, yıllardır düzenli süren bu anlattığım sistemimizi bozdu. Böyle bir belanın -hiç uğramasın insanlığa elbette de- zamanlaması biz yaşlılar ve hele hele yaz aylarını köylerinde geçirenler için hiç iyi olmadı! Köyde patates, domates, salatalık, biber karıklarımız boş kaldı. Su boşuna akmaya başladı.”

* “Şu anda Nisan ayındayız. Bizim tam da bostanlarımızı temizleyip, bahçelerimizi belleme zamanımız. Toprak kabarmıştır ve de bizi beklemektedir. Ama bizler İstanbul’da 4 duvar arasındayız.”

* “Biz yaşlıların dört duvar arasında sıkışıp kalmamızın bir olumsuz yanı daha var; bizler kapalı odalarda kaldıkça daha da hasta oluyoruz. Hem de psikolojik açıdan… Hanım da ben de bu durumdan son derece muzdaribiz. Üzgünüz ve de çaresiziz.”

* “Devletimiz, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, yetkililer bu derdimize yani bizim Anadolu’da köylerimize bir şekilde gidebilmemiz noktasında bir çare, bir çözüm bulamazlar mı?”

BİR ÇARESİ YOK MU?

* Tamam, bu korona denen virüs en çok yaşlı insanları etkiliyor.

* Tamam, yaşlılarımız mümkün olduğu kadar izolasyona uygun davransın. Mecbur kalmadıkça kimseyle görüşmesinler, dışarı çıkmasınlar.

* Tamam da, köyüne gitmek isteyen yaşlılarımız için bir şeyler yapılamaz mı? Mesela, köyüne gitmek isteyen yaşlılar bir testten geçirildikten sonra köylerine bir şekilde gönderilemez mi?

MESAJ PANOSU

Kâbe Kâbe olalı, tavafsız anı olmamış… Şu an ve her an, yetmiş bin melek tavafta. Beyt asla tavafsız olmaz, bu ayrı. Biri çıksa; “Rüyamda, Kâbe’nin tavaf edilmediğini gördüm” deseydi, “Rüyan, şeytanîdir!” derdik. Bir veli; “Bir gün, beyt boş kalacak!” deseydi, “Bu veli değil, yalancıdır!” derdik. Bir virüs çıktı; insanlara, “Boşaltın burayı, buraya layık değilsiniz, çıkın, yoksa Azrail’iniz olurum, gidin, 1. Manen, 2. Bedenen, 3. Madden temizlenin, öyle gelin!” dedi. Ne yapmak lazım? Virüsün sözünü tutmak lazım. Bu virüs, yaşantımızdan dolayı, değerlerimize uzak kaldığımız için bize layık görüldü, biline...

(Mahmut Apaydın)

MİLLİ GAZETE

Sayfalarından tutup, her gün

Gezdiğimiz evimizde

Bir evlattır Milli Gazete.

***

Basın dünyası dehlizinde

Yalnız Hakk’ın emrinde

Bir bayraktır Milli Gazete.

***

Dünya durdukça yerinde

Erbakan Hoca’dan hepimize

Bir emanettir Mili Gazete.

***

Baharların müjdecisi

Nuh Nebi’nin gemisi

Bir sığınaktır Milli Gazete.

***

Düşmeyecek ümmet yere

Devam ettiği sürece sefere

Bir sancaktır Milli Gazete.

(Abdullah Kara)

ŞU GÜNLERDE NE OKUYORUM?

Bu korona günlerinde şu kitabı okuyorum;

* Son derece anlaşılır bir dille kaleme alınan, herkesin anlayabileceği 3 ciltlik bir eser bu…

* Eserin adı: Fıkhi Hükümler ve İlmi Çözümler Açısından, Kur’an-ı Kerim’in İzahlı Meali.

* Özellikle imam ve müezzinler başta olmak üzere din adamlarının başucu olması gereken bir külliyat.

* Yazarı, günümüzün büyük âlimlerinden Ali Küçüker Hoca Efendi; emekli Müftü ve yazar...

* Eski Gümüşhane Milletvekili, Erbakan Hocamızın dava arkadaşlarından Lütfi Doğan Hoca Efendiden medrese usulü ders ve icazet aldı.

* 1973 yılında Erzurum A.Ü. İslami ilimler Fakültesi’ne kaydoldu. Yüksek not alarak bitirdi. Bu okulları okumasında en çok hocası Lütfi Doğan’ın manevi destek ve yardımları oldu.

* Emekliye ayrıldıktan sonra Ankara’da İslami İlimleri Araştırma ve Yayma Vakfı Genel Merkezi’nde hem fıkıh uzmanı olarak çalışıyor ve hem de talebe okutuyor.

* Vaaz ve sohbetlerinden, nasihatlerinden ziyadesiyle istifade ettim. Küçüker hocaya daha uzun yıllar sağlık ve mutluluk diliyorum, hayırlı uzun ömürler temenni ediyorum... Ali Küçüker Hocanın, Kur’an-ı Kerim’in İzahlı Meali adlı eserini hararetle tavsiye ediyorum…

(İsteme adresi; Naci Çakır Mah. 755 sok. No: 15/10 Dikmen Ankara, Tel: 0312 287 58 88, Cep: 0535 882 17 47.)