Yaşamak tek bir nedene bağlıdır. Unuturuz, göremeyiz çoğu zaman. Çünkü telaş bizi kıskacına alır yoğurur sıkar bırakmaz. Bu karmaşa içinde yolu bulmak emek ister. Yolunu kaybedenlerle sık sık karşılaşınca kendi durumumuzu gözden geçirme fırsatı bulur ve o soruyu sorarız kendimize “neredeyim ne yapıyorum kayboldum mu yoksa?” Yaptığımız işi içinde bulunduğumuz durumu değerlendirirken “neden buradayım, ne yapıyorum ben” sorularına olumlu ve memnun edici bir cevabımız yoksa kaybolmaya başlamış olabiliriz. Kendini bilen neyi neden yaptığını da bilir.
Eğitim insanı disipline eder. En azından olması gereken budur. İlk eğitim ailede başlıyordu. Şimdi bu ne kadar mümkün düşünmek gerekiyor. Yalnızca çalışan kadınlar için değil ev hanımı olanlar için de değişen dünyanın getirdiği çekim ve cazibe ilgi odağını çocukların üzerinden çekmişe benziyor. Jenerasyonlar arası çatışmada belli bir kısırlık söz konusu. Herkes kendi dönemine saplanmış diğer dönemlere körleşmiş gibi görünüyor. Bu durumda yaşlıların tüm gençleri saygısız bulması, gençlerin de tüm “büyüklerini” ahmak bulması kaçınılmaz bir varış. Yeni bir meslek gibi patlatılan “fenomenlik” de bu acayip durumun bir sonucu. Meslek yalnızca para kazanmayı sağlayan bir meşgale midir? Yoksa para kazanırken yapılan birtakım erdemli, kişilik geliştirici durumlar mıdır? Soruyu tersten sorduk. Olması gereken şu idi “bu parayı kazanmak için ne iş yaptık da bu parayı hak ettik?”
Bizi savuran şey belirsizliktir. Ne yaptığımız neden yaptığımız belirsizse varacağımız yer de belirsiz olacaktır.
Yaşamak bu dünyada var olmak bir gayeye sahip olmaktır. Gayemizin neden ve sonuçları yaratılışımızın sebebini kavramamızla ortaya çıkar. Bu sonuç bilindiğinde çatışmalar yerini uyuma birlikteliğe bırakır. Yersiz kavgalar silinip yok olur. Şu yer kapma telaşı, insanların elindeki ekmeği çalma telaşı anlamsızlaşır.
“Burası benimdir” zihniyeti yerini “burası hepimizindir” anlayışına bırakır. Dolayısıyla toplu taşımalarda kimse kimseyle kavga etmez, sağduyu hakim olur.
Ve bunları yazarken ne de güzel bir ütopya demekten kendimi alamadım.
İlgilisine: Uzun zamandır heyecanla beklediğim “uzun hikaye” kitabım “Açılmadan Kapanan” nasipse yakında sizlerle buluşacak. Kitabın fragmanını bu ay yayınlanan “Butimar Edebiyat Dergisi”nde bulabilirsiniz. Keyifli okumalar.