Her şeyimizle Allah a muhtacız.
O halde duaya muhtacız.
Ama nasıl bir dua
Kalbimiz ve kalıbımızla aynı istekleri terennüm ettiğimiz
dua elbette. Kalbimizle ettiğimiz duaya kalıbımız uymazsa ortaya bir garabet
çıkar.
Söz gelimi, kalbimizle göklere yükselme isteğimizi dua
cümlelerine bağlarken, kalıbımızla bizi yerin dibine batıracak yollara yöneliyorsak
bu duanın makbul olmasını bekleyebilir miyiz Ya da kalıbımızla, mesela
ellerimizi göklere açarak yana yakıla dua ederken, kalbimizle hangi haramları
nasıl işleyeceğimize dair planlar kuruyorsak, bu duanın bizi ıslah etmesini
bekleyebilir miyiz Kalbimizde Doğu anlayışı dualarını beslerken, kalıbımızla
Batı anlayışı yönünde bütün gücümüzle koşuyorsak, istediğimiz hedefe varmamız
nasıl mümkün olabilir
O halde dilimizdeki duayı amellerimizle beslememiz şarttır.
Duada ne istiyorsak, onun kul olarak tedbirlerini almamız gerekir ki, duamızın
kabul olmasını bekleyebilelim.
Meşhur fıkradır: Adamın biri yana yakıla kırk yıl dua
etmiştir. Hem de gözyaşları ile. Allah tan istediği bir erkek evladının
olmasıdır. Ama olmamıştır. Bu durum dua adabını bilen bir kişinin dikkatini
çeker. Bu adam kırk yıldır samimi olarak gözyaşları ile dua etmekte, ama makbul
olmamaktadır. Bunun hikmeti nedir acaba, diyerek düşünceye dalar. O gece o
kulun dua defteri bu şahsa rüyasında gösterilir. Kırk yıllık dua günü gününe bu
deftere kaydedilmiştir. Lakin her dua cümlesinin açıklama bölümünde düşülmüş
bir not vardır: Hala evlenmedi, hala evlenmedi, hala evlenmedi!
Demek ki, erkek evlat isteyen kul önce evlenecek,
gereklerini yapacak, öyle dua edecektir.
Bir de duayı istismar edenler olduğunu unutmamak
gerek.
Duahanlık diye bir meslek olabilir mi
Maalesef bizde bu da var. Süslü süslü cümlelerle, kafiyeli
kelimelerle, sahte gözyaşları ile ama para karşılığı dua edenler. Böyle
duaların kıymeti harbiyesi elbette yoktur. İstismarın bir diğer acınılacak
boyutu ise, dualı eşya satıp paraya çevirme mesleği olsa gerek. Hem de haşa,
Allah ın adaleti ile alay edercesine. Dualar okunup üflenerek, kabir azabı
sırasında yanmayan kefen haline getirilmiş kumaşlar gibi. Hadi bunu işleyen
parayı çok seven ve duayı istismar eden göz açıklar çıkar diyelim. Buna inanan
ve para veren saf Müslümanlara ne demeli Sadece acımak geliyor insanın
içinden.
Duanın da bir adabı olması gerekir.
Ama bu küçücük yazıda bu konu enine boyuna elbette işlenemez.
Mademki her Müslüman duaya muhtaçtır, o halde dua adabını okuyup, bilenlere
danışıp öğrenmesi ve dualarında bu hususlara dikkat etmesi gerekmektedir. Fiili
duayı kavli dua ile beraber yapmak. Yani ne için çalışıyorsa onun için dua
etmek. Diğer bir söyleyişle ne için dua ediyorsa onun için çaba harcamak. Bu
çerçevede biz Milli Görüşçüler olarak şu duayı yapmak ve bu yolda bütün
gücümüzü kullanmak durumundayız:
YA İLAHİ!
Zalimlere haddini bildirmeden,
Mazlumları ayağa kaldırmadan,
Milli Görüş marşını çaldırmadan;
Alma emanetlerini bizlerden!
Hainin diz çöküşünü görmeden,
Sahtekârın yüzüne tükürmeden,
İşbirlikçiyi çukura sürmeden;
Alma emanetlerini bizlerden!
Zalim düzenleri kaldıramadan,
İslam Birliğini olduramadan,
Amel defterini dolduramadan;
Alma emanetlerini bizlerden!
Haçlıyı Siyonist i sindirmeden,
Yetimin gözyaşını dindirmeden,
Zulüm kulelerini indirmeden;
Alma emanetlerini bizlerden!
Zulüm bataklığını kurutmadan,
Tağutların kökünü çürütmeden,
Senin hükümlerini yürütmeden;
Alma emanetlerini bizlerden!
Yeniden Büyük Türkiye olmadan,
Bizle yeni bir dünya kurulmadan,
Müslümanlar bir olup kurtulmadan;
Alma emanetlerini bizlerden!
Buyrukların yerine tam gelmeden,
Rasulün sünneti hayat bulmadan,
İnsanlık karanlıktan kurtulmadan;
Alma emanetlerini bizlerden!