Absürt bir soruyu bilerek soruyorum. Bir belge bana bu soruyu sordurdu.
Türkiye’nin kuruluşundan beri üzerinde durulan, farkında olunan, çok da kurcalanmayan bir durumdan söz ediyoruz. İttihat ve Terakki ile birlikte Yahudilerin ve masonların aktif ve içeride oldukları bir gerçek. Özellikle masonluk üzerinde zaman zaman durulur ve geçilir. Oysa önemli bir güç. Cumhuriyet’in kuruluşundan beri hemen her kademede etkili olmuşlardı. Hariciye, Tıp, üniversiteler, hukuk gibi ve daha nicelerinde ağırlıkları var/dı.
Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasal merkezini oluşturan isimler de bunlardan seçilirdi. Ama örtük ama açık. Genelde örtülü olmasına özen gösterilirdi. Masonluk bir dernek olmasına karşın bir yer alt örgütü gibi algılandı.
Yahudilere gelince hep içeride masonluk ve dönmelik ile birlikte varoldular. Onlara dokunanlar, karşı olanlar bir anda devre dışı bırakıldılar.
1935 yılında mason locaları Mustafa Kemal tarafından kapatıldı. Onların işlevini Halkevleri görür gibi bir gerekçe ileri sürüldü. Asıl nedeni hâlâ bilinmiyor. Yıllar önce bu konunun uzmanı birine sormuştum, “Boğazlar sorunu” demiş geçirmişti. Mustafa Kemal’in hastalığında ve ölümünde başucunda önemli masonlar vardı.
İsmet İnönü cumhurbaşkanı seçilir seçilmez mason locaları yeniden açıldı.
İsrail’i devlet olarak tanıyan İnönü ve dönemidir. Başbakan Hasan Saka’dır.
Celal Bayar, Süleyman Demirel gibi isimlerin masonluğu açıkça dile getiriliyordu. O siyasal düşünce izleğinde olanlar ise ya bu boşluğu dolduramadılar ya da istenilen sonucu alamadılar. Demokrat Parti, üst düzeyde mason olan Celal Bayar’ın kontrolündeydi. 1960 ihtilali sonrasında partinin önde gelen üç önemli ismi idam edildi. Celal Bayar yaş gerekçe gösterilerek dokunulmadı.
Yahudilere dokunanlar ise bir biçimde bertaraf edildiler. Milli Görüş ilk günden itibaren başlıca sorunu Yahudi Siyonizm’ine karşı tavrını ortaya koymuştur. Sürekli Yahudi ve onların yandaşlarının da hedefi olmuştur. MSP Konya yürüyüşünden sonra dava açılması ve partinin kapatılması. 28 Şubat sürecinde kimi paşaların doğrudan Yahudilerle bağlantılı oluşu gibi. Çevik bir bu konuda adı bilinen biri. Hatta o dönemde Türkiye’ye gelen İsrail Cumhurbaşkanı Weismann “Dostu Süleyman Demirel tarafından Erbakan’a görev verilmeyeceğini” Türkiye’ye gelirken söylemişti. Bu yakınlık gündeme getirilirken İsrail’i tanımış olan dönemlere sert tepkiler verenler iktidara geldiklerinde eleştirdikleri kimselerden daha çok ilgi gösterdiler.
Bülent Ecevit partisinin grubunda yaptığı bir konuşmada “İzrael soykırım yapıyor” dediği için siyasal hayatı bitirildi. Partisi dağıtıldı. Pişmanlığını dile getirdi ama asla affedilmedi.
1994 tarihinde İsrail’e giden ilk başbakan Tansu Çiller’dir.
Milli Görüş siyasal hareketi parçalanıp etkisiz hâle getirildi.
2002 yılındaki iktidarla İsrail ile yakınlaşmalar başladı. 2004 yılında Recep Tayyip Erdoğan gidiyor. İlişkiler giderek sıkılaşıyor. Şimon Peres TBMM’de ayakta karşılanıyor ve konuşturuluyor. Herzog Türkiye’ye geliyor Külliye’de özenle karşılanıyor. 7 Ekim’den bir hafta önce de Netanyahu ile ABD’de özel bir görüşme yapılıyor.
Kemal Kılıçdaroğlu partisinin binasına Filistin bayrağı astığı, Filistin’e destek veren mitinglerde konuştuğu, partisinin gurubunda sık dile getirdiği için onun siyasal hayatının sonu oldu. Yerine gelenler ise çok temkinlidirler! Sessiz kalıyorlar gibi suya sabuna dokunmuyorlar.
Bu konuya çok daha örnekler getirilebilir. Bunlar sadece birkaçı. Siyonizm ve Yahudilere karşı olanlar bir biçimde devre dışı kalıyorlar.
Yukarıdaki belge de bu anlamda önemli bir göstergedir.
