Anayasa, bir toplum sözleşmesi değil midir? Toplumun bütününü ilgilendiren, üzerinde uzlaşmanın sağlanması elzem olan bir önemi yok mudur? Meclis’te bile kritik oylamalarda yeterli görülmeyen bir “1 fazlası” veya “salt çoğunluk” yaklaşımıyla değerlendirilen referandum, sağlıklı neticeleri nasıl verecek?
Yapılan referandum, darbe anayasası olarak nitelenen ’82 Anayasası’nın oylanıp oylanmaması değildi bir kere, bunu bir kenara koyalım. Toplumun her kesimini rahatsız eden bu köhnemiş anayasa içinde “bazı maddelerin”, “belirli bir amaç için” değiştirilmesi meselesidir bu. Dolayısıyla, “darbe anayasasından kurtuluyoruz” türünden yaklaşımların mevcut durumla hiçbir ilgisi de yoktur.
Toplumun bütününü ilgilendiren bu meselede, yani popüler tabirle “darbe anayasasından” kurtulma konusunda bugüne kadar dişe dokunur bir adım atıldı mı? Atılmadı. 2010’daki referandum da başkanlık sistemi temalı bir tadilat operasyonuydu. “Darbe anayasası” olarak anılan anayasa yerine adamakıllı bir diğerini ikame etme amacı onda da yoktu, bugünkünde de olmadı.
Birtakım maddeleri “belli bir amaç” için değiştirmek ve bunu da bir sistem değişikliği şeklinde ortaya koymak, toplumun bir diğer kesiminden tepki görebilir haliyle. Toplumun dert yandığı siyasal meselelerden hiçbirine (mesela temsilde adaleti engelleyen seçim barajı gibi) deva olmayan, ancak “belli bir amacı” önceleyen bir değişikliği anayasayı değiştirmek gibi sunmak da doğru değildir zaten. Sorunlu olan nokta, “ben yaptım oldu” yaklaşımı mıdır, yoksa yanlış olarak değerlendirilen bir tavra karşı uyarı yöneltmek midir acaba?
“Rejim değişikliği değil, sistem değişikliği” demek de bir bakıma özrü kabahatinden büyük bir açıklama olmuyor mu öte yandan? Sistemi değiştirirken, toplumun her kesiminin görüşlerinin, eleştirilerinin, katkılarının alınması gerekmez mi? Anayasanın küçük bir bölümü tadil ediliyor olsa dahi, yapılan değişiklik büyük çaplı bir etkiye neden olacaktır neticede. Böylesi önemli bir değişikliği, referandumda salt çoğunluğu alıp bir “oldu bitti” şeklinde kotarmaya çalışmak ne kadar sıhhatlidir? Tartışılır haliyle.
Hele bir de, referandum sonuçlarına yapılan itirazları konuşma fırsatı bile vermeden bir “iş bitti” havası estirilmesi, toplumun diğer yarısını nasıl mutmain edecektir? Üstelik, Yüksek Seçim Kurulu’nun gayet anlaşılmaz (veya anlaşılabilir) bir gayretkeşlikle verdiği “mühürsüz oy pusulası” kararı sonrasında, meselenin bir hukuk krizine dönüşmemesi nasıl sağlanacaktır?
Seçim Kanununun 98. Maddesinde yer alan “mühürsüz oyların geçerli olmayacağı” ifadesine karşın, hem de oy verme işlemi esnasında YSK’nın verdiği karar, durumu iyiden iyiye bir garabete sürükledi. Bilgilendirme maksatlı bir işlevi olan seçmen bilgi pusulalarında bile mühür varken, oy pusulasında olmamasının kabul görmesi kafalarda soru işaretleri doğurur haliyle. Apar topar bir netice açıklanması yerine insanların endişelerini anlamak gerekmez miydi?
Toplumun sadece bir tek tarafı yoktur ve yaşayan diğer insanların da söz söyleme, eleştiride bulunma, bir açıklama bekleme hakkı bakidir. Bu ülkeyi ilgilendiren bir meselede de insanları mutmain etmek neden es geçilmiştir, bunu sorgulamak gerekir.