İnsan dünü bilir, bugünü yaşar ve yarını ise hayal eder. Hayal etmeyi birkaç farklı açıdan değerlendirebiliriz. Geleceğe dair tasarım da umut da hayal etmenin bir izdüşümüdür. İnsanlar hayal edebilmek için geleceği önemsemeli ve umudunu hiç kaybetmemelidir. Yarını güzellikler içinde kurmak istiyorsak geçmişin idrakine doğru bir şekilde varmalı, bugünü anlamalı ve bugünü geleceğe taşırken yani geleceği tasarlarken umudu da beraberinde götürmeliyiz.
Hayatın her alanı bu formülasyonun içerisindedir. Bir topluma doğrunun, iyinin ve güzelin hâkim olabilmesi için geleceği tasarlamak insani bir sorumluluğumuzdur. Ama bu tasarım istatistikî verilerden ibaret değildir. Öncelikle bu tasarımın olabilirliğine umut beslemek gerekiyor. Bunun için hem kalbimiz hem de zihnimiz çalışır durumda olmalıdır. Kalbimiz umut ettiği sürece geleceğe dair doğrunun, iyinin ve güzelin hâkim olacağına inanmış oluruz. Zihnimiz bu umudun verdiği güçle çalıştığı sürece bu inancımız düşünceye dökülmüş olur. Böylece kalp ve aklın ortaklığında hayalimize doğru adım adım ilerleyebiliriz.
Siyaset yapanlar politikalarını, sanat icra edenler sanatsal üretimlerini, fert ve toplum üzerine kafa yoranlar fikirlerini, ekonomik faaliyette bulunanlar ticaretlerini icra ederken işte bu kalp ve aklın ortaklığından istifade etmelidir. Çünkü geleceğin tasarımı siyasetin, sanatın, sosyolojinin ve ekonominin değirmeninden geçer.
Siyaseti geçmişin kötü mirasından, bugünün kavgalarından kurtarıp yarının barış ve huzur dolu günlerine taşımak umudun ve umutla yeşeren düşüncenin bize sunduğu bir imkândır. Siyaset yapanlar biraz daha fazla alkışa, biraz daha fazla teveccühe teşne olduğu sürece gelecek umutla değil, günün kavgalarıyla kurulur. Çünkü çatışma ortamı, mıknatısın metalleri bünyesinde topladığı gibi bazı merkezlerin tercihleri çekmesine sebep olur. Bunlar geleceğe umut ekenler değil, bugünün ekinini biçenlerdir.
Sanatçılar bir arayış içerisindedir. Aradığını bulma umudunu taşıyanlar sanatçı, bulduğunu zannedenler ise küstahtır. O zaman sanat için aranılanı bulma umudunun bir neticesidir diyebiliriz. Bu umut sanatçıyı arayışa götürür, çünkü arayışı olmayanın umudu, umudu olmayanınsa arayışı yoktur. Gelecek bu bulma umuduyla şekillenecektir.
Yaşadığı toplumu tanımayanlar, Babil kulelerinden fikir üretenler toplumları adına hayal kuramaz ve umut besleyemezler. Toplumu meta kendini de mühendis olarak görenlerin toplumsal mühendisliği, geleceğe iyilik ve güzelliğe dair umudu değil kurgulanmış senaryoyu taşır. Aynı şekilde külfete katlananların, nimetlerin paylaşımının adil bir şekilde yapılacağına dair umutları taze kalmalı ki, iktisadi hayat sürdürülebilir olsun. Bu umut adil paylaşımı esas alan bir iktisadi modelin ilk fişeğidir.
Umudunu kaybedenlerin kalplerindeki itminan kaybolurken düşünceleri de körelir. Çünkü umut kalbi ve aklı zinde tutar, insanın yaşama gücünü ve azmini artırır. Bu zindelik ve azim insanı geçmişin kuyularından çıkarır, anın zindanlarından kurtarır ve geleceğin saraylarında mühür sahibi yapar. Umudunu aklın merkeziliğinde geleceğe taşıyanlar için gelecek güzellikler içinde gelecektir.