G-20 zirvesi, AB bayrağı altında sıkça verilen aile pozları,

çok yakın zamandaki ABD seyahatleri, lobilerle sıcak temaslar   Daha dün Terör Devleti ilan ettiğimiz

(gerçekte bu vasfı hiçbir zaman son bulmayacak olan) İsrail ile normalleşme

adı verilen anormal bir yola girilmesi Nihayet kendimizi konuşabileceğimiz bir

gündemle baş başayız: İslam İşbirliği Teşkilatı İstanbul Zirvesi.

İnsanları birbirine bağlayan bağların en güçlüsü hiç

şüphesiz ki, din bağıdır. Irk, akrabalık, vatandaşlık, bölge, şehir, aşiret

gibi bağlar da vardır ama, bunlar sadece insanları birbirine bağlayabilirler.

Fakat din, sadece insanları değil; ülkeleri, halkları da birbirine bağlar. Bir

topluluk veya bir ulus olmaktan millet olmaya ve ümmet e varır. Dünya

dengelerine baktığımızda da din faktörünü en başta görürüz hep.  Savaşlarda karşımıza çıkar din. İşgallerin,

göçlerin perde arkasında da genellikle din vardır. Ekonomik ve kültürel

işbirlikleri, ittifaklar, uluslararası siyasi birliktelikler  de hep din yörüngesinde seyreder. Nitekim,

Türkiye nin 60 yıldır AB kapısına zincirle bağlanması ve bugüne kadar içeriye

buyur edilmemesinin yegane sebebi AB nin Hıristiyan kulübü olması değil

midir!

 

BİR UMUTTUR AMA İSLAM BİRLİĞİ NİN KENDİSİ DEĞİLDİR

İslam İşbirliği Teşkilatı zirveleri her ne kadar bugüne

kadar bekleneni veremediyse de, yine de bu birliktelik bile, sadece fotoğrafın

çekilmesi bile Müslümanlar açısından bir anlam taşımaktadır. Ama elbette mesele

fotoğraf çekme meselesi değildir.. Elbette mesele tek başına Müslüman ülkelerin

birbirleriyle konuşabilmesi değildir. Elbette mesele zirvelerde umut

aşılayıcı yaldızlı cümleleri kurmak da değildir. Elbette mesele sayısız

kınama metinleri kaleme almak  değildir Hele ki, mesele toplanıp-dağılmak hiç değildir.

İslam İşbirliği Teşkilatı nedir, ne değildir sorusuna

cevap verecek olursak:

İİT nedir; Müslümanlar için bir umuttur .  Bir gün salonların da dışına taşacak bir

kardeşlik umudu. Bir gün süslenmiş kelimelerle örülen cümlelerden kurtulup

hayat bulacak bir kardeşlik umudu   Toplanma değil toparlanma umudu

Peki İİT ne değildir İslam İşbirliği Teşkilatı, İslam Birliği nin

kendisi değildir! . BM alt komisyonu gibi toplanan, çalışan ve BM ye raporlar

sunan, BM yi bazı konularda harekete davet eden ve bu çağrıları bile maalesef

BM de  veto   duvarına çarpan İİT var diye, İslam Birliği

hedefinden alıkonmak, Müslümanlar için büyük bir açmazdır. Görüntüsü bile bir

işe yarayan bir teşkilatsa eğer İslam İşbirliği Teşkilatı, BM nin alt komisyonu

olmayan; bağımsız kararlar alabilen, aldığı kararları uygulayabilme yeteneğine

ve yapısına sahip olan İslam Birliği nin yapabileceklerini varın siz düşünün.

Zira, İslam Birliği nin kurulması demek yer yüzünde insanlığı tahakküme,

tekebbüre, zorbalığa, sömürüye, açlık ve yoksulluğa, kaosa mahkum eden her

şeyin değişmesi demektir. 

 

KURULUŞ AMACI KUDÜS Ü VE MESCİD-İ AKSA YI KURTARMAKTI

Nedir bu İİT Neleri yapabildik, neleri yapamadık

Tahlilleri derinleştirelim: 

Teşkilatın kuruluş amacı çok açık: İslam Dünyasının hak ve

çıkarlarını korumak, Üye Devletler arasında işbirliği ve dayanışmayı

güçlendirmek. 21 Ağustos 1969 tarihinde İsrail in işgali altında bulunan

Mescid-i Aksa nın yakılma girişiminin İslam dünyasında uyandırdığı tepki

üzerine Eylül 1969 da İslam ülkeleri Rabat ta bir araya geliyor. İslam

İşbirliği Teşkilatı işte bu zirvede alınan bir kararla İslam Konferansı Örgütü

adıyla kuruluyor. Kuruluşun ana amacı ise Kudüs ü ve Mescid-i Aksa yı

kurtarmak.

Teşkilatın ana sözleşmesinde 14 Mart 2008 de önemli bir

takım yenilemeler yapıldı. Yenilenen ana sözleşmede maddelere geçiş Birleşmiş

Milletler Antlaşması, bu antlaşma ve devletlerarası hukuk ilkelerine uyarak

şunları kararlaştırdık ifadeleriyle yapılır. Ayrıca, dinler arasındaki

diyalog ve bu anlayışa katkıda bulunmak ve bunları geliştirmek ilkesi de

maalesef bu değişikliklerle birlikte İİT nin ana sözleşmesine eklenir. Mescid-i

Aksa yı ve Kudüs ü esaretten kurtarmak, Filistin in işgal edilmiş topraklarının

İsaril den geri alınması için bir araya gelen Müslüman ülkeler, anasözleşmedeki

bu değişikliklerle birlikte ılımlı islam ve dinlerarası diyalog

çalışmalarının topyekün bir parçası haline resmen getirilir. Üye devletler

arasında İslami dayanışmayı geliştirmek kuruluş sözleşmesinde Amaçlar ve

İlkeler bakımından 2 inci maddeyi teşkil ederken, maalesef bu konuda

konuşmaktan başka bir şey yapılamadı. Bugünse küresel bir takım dayatmalar

kuruluşun sözleşmesine nüfuz etmiş görünmektedir.

İslam İşbirliği Teşkilatı;

*  57 üyesiyle BM den

sonra dünyadaki en büyük uluslararası kuruluş olarak dikkat çekiyor.

* BM bünyesinde tam 55 ülkeyle temsil ediliyor.

* Neredeyse yarım yüzyılı tamamlamakta olan bir kuruluş

olması bakımından da dünyanın uluslararası en köklü kuruluşlarından birisidir.

* ABD.. Avrupa.. Siyonizm.. Batı şablonunun temsil ettiği zihniyet dünyanın ancak %10 una refah

getirebilmiştir. Bu yüzde 10 un refahı da kan ve zulümle beslenmiştir.  Bu hakikatler çerçevesinde dünya dengelerinin

adalet le yeniden kurulması bakımından İİT nın yapabileceği önemli işler

mevcuttur.

* Hint Okyanusu nu Akdeniz e bağlayan Kızıldeniz ve Süveyş

Kanalı, kuzey coğrafyayı güneye bağlayan İstanbul ve Çanakkale boğazları İİT

üyesi ülkelerin kontrolündedir. 

* Normal şartlarda Müslümanlar ancak kardeştir düsturu,

Millet ve Ümmet kavramları bakımından da İİT moral ve motivasyon gücü

bakımından da üstün bir niteliğe sahiptir. 

Fakat bu idraka muhtaç güce ve niteliklere rağmen,

yaklaşık yarım asır boyunca tarihe not düşülecek, insanlık tarihinin seyrini

değiştirecek bir hamle dahi yapılabilmiş değildir.

Üye devletler ve Müslüman halklar arasında kardeşlik ve

güven duygularını kuvvetlendirmek ve önemsemek ve

Bütün üye devletlerin ülke dokunulmazlığına (ulusal

egemenliğine), bağımsızlığına, toprak bütünlüğüne, korunmasına ve savunmasına

saygı göstermek; gibi ana ilkeler yok bile bir tarafa bırakılmışsa eğer, bir

şeylerin değişmesi zorunluluk haline gelmiştir. İnsanlığın huzuru ve barışı

batıya, batının temsil ettiği sömürgeci zihniyete emanet edilemez.

Müslümanların huzuru ve barışı ise asla Batı nın insiyatifine, batılın eline

bırakılamaz.  Batı medeniyetinin dünyaya

miras olarak bıraktığı bütün kirli izleri temizleyecek ve insanlığa huzur ve

barış getirecek yegâne hakikat, Müslümanların artık uluslararası sahnede

izzetiyle yer almasıdır. İslamsız uluslararası toplum tecrübesi ortadadır!

Gücümüzü idrak edip, yapabileceklerimizi görüp yapmaktan başka çaremiz yoktur

 

BATI ZALİM! PEKİ BİZ

NE YAPIYORUZ

Batıya zalim demekle ne meseleler çözülmüyor ne de

sorumluluk üzerimizden kalkıyor. Zalimi suçlamakla oyalanır hale geldikçe,

zalim zulmünü daha da perçinliyor. Batıya zalim demek bizi de masum yapmıyor

maalesef Müslüman ülkelerin şuurlu toplulukları olarak Yeni Bir Dünya için

çalışıyor muyuz çalışmıyor muyuz İslam Birliği kurulsun diye varımızı yoğumuzu

ortaya koyuyor muyuz, koymuyor muyuz! İslam ülkelerinin yöneticilerini

harekete geçirebilecek her ne varsa, bunları yapıyor muyuz, yapmıyor muyuz!

Batı nın yörüngesini İslam Birliği nin izzetine tercih eden yöneticilerimize

vebali hatırlatıyor muyuz, hatırlatmıyor muyuz!   Bizi İslam Birliği hedefinden uzaklaştıran

her ne varsa, bunlara karşı bir mücadele içerisinde miyiz, değil miyiz!

Yüreğimizden söküp aldıkları Kardeşlik izzetinin elbisesini

sırtımıza yeniden giyelim. Bir platform olarak hayatiyetini devam ettirmekte

olan İslam İşbirliği Teşkilatı nın bile yüreklerde oluşturduğu heyecana

bakalım; İslam Birliği için kenetlenelim!... Emin olunuz ki, Yeni Bir Dünya

bütün insanlığı heyecanlandıracaktır!