Her gün namazımızda okuduğumuz kısa bir süre vardır.

O sözleri kısa manaları uzun dört ayetlik sürede ülfet,

ticaret, iman, ibadet, açlık ve güvenlik sorunu işlenmiş.

Ama ilk başa Ülfet kelimesi getirilmiş.

Ülfet kelimesini Türkçede kullanırız.

Kitabın yazarına Müellif denir, yapılan işleme Telif

denir Müellifin haklarını koruyan kanuna da Telif hakları kanunu denir.

Birbiriyle uyum sağlayan devletlere de İtilaf

devletleri denir.

Birbirine alışıp güzel sohbetler yaparak dost olmaya da

Ülfet denir.

Kelime Arapçadır.

Mimar Sinan ın Süleymaniye Camii ni yaparken en büyük

başarısı, taşın taşla, taşların toprakla, binanın çevreyle/muhitle

ülfetini/uyumunu sağlamasıdır.

Süleymaniye Camii, Mimar Sinan ın telifidir.

Sinan, taşlara ülfet ettiriyor.

Biz, insanların ülfetinin, kaynaşmasının kurallarını da

koyduğumuzdan insanların ülfetini sağlayamıyoruz ve ülfet yerine külfet

getiriyoruz.

Taşın taşla ülfetini sağlamak, birbirine bağlamak için

çamur, kireç veya çimento kullanıldığı gibi insanın insanla ülfeti için

Allah ın ayetlerini kaynaştırma malzemesi olarak kullanmalıyız.

Bunun için Rabbimiz, Kureyş süresinde:

Rahmân ve Rahîm olan Allah ın adı ile

Kureyş in kaynaşması/ülfet etmesi için

 Kış ve yazın iş

seyahatlerinde kaynaşmaları için

Şu evin (Ka be nin) Rabbine ibadet etsinler.

O (Rab) ki, Onları açken doyurdu ve onları korkudan emin

kıldı.

Önce ülfete dikkat çekmiş, arkasında ticarete değinmiş,

güvenliğin sağlanması ve açlığın giderilmesi için Kabe nin Rabbine kulluğu

emretmiş.

Kâbe, günde beş vakit namazda dünya Müslümanlarını kendi

etrafında birleştirerek birlik sağlardı Müslümanlar bir zamanlar.

Şimdilerde namazda yönümüzü Kâbe ye dönsek de yirmi dört

saatlik işlerimizde batı başkentlerinde alınan kararlara bağlanıyoruz, kendi

aldığımız kararların da onların kararlarına ters düşmemesine dikkat ediyoruz ve

onun için bir araya gelemediğimiz gibi iki yakamızı bile onların verdiği bir

çapıtla bir araya getiriyoruz

Mehmet Akif merhum:

Hani Kur an daki rûhun şu heyûlâda izi,

Nasıl İslâm ile te lif ederiz kendimizi

Ye si (Ümitsizlik) tedrîc (Azar azar) ile zerk etmiş

edenler dîne...

O ne mel un aşı, hiç benzemiyor, hiç birine! diye

soruyor.

Külfet gelirse Ülfet gider.

Külfet kelimesi de Arapça bir kelime.

Teklif kelimesini biliyoruz. İnsanın İslam a aykırı

kanun koyarak insana teklifte bulunması, yani yapacağı işleri emredip yapmaya

zorlaması dinimizce yasaklanmıştır.

Çünkü altı milyar insan teklif etme yetkisini kendinde

bulunduran Allah ın teklifleri karşısında bir tarağın dişleri gibi eşittirler.

Birileri çıkar ve Bundan sonra Allah ın dediği değil,

benim dediğim olacaktır derse bunun teklifi külfet getirir.

Külfet gelince de ülfet kaybolur.

Mesela, Allah ın zekât emrini ortadan kaldırır,

insanların keyfine göre vergi koymayı kurala bağlarsanız basının birinci konusu

o külfeti konuşmak olur.

İnsanların konuşma konusu külfet olunca ülfete yer

kalmaz.

Önce dil kılıçları çekilir.

Sonra yurt dışından müdahaleler başlar.

Dünyaya vahşeti yayan kendini bilmez elçiler, teklifler

sunarlar.

Zorda kalanlar da o vahşilerle ülfete yönelebilirler.

Şair Hayali:

Gördü Mecnun kim beni Adem de yok resmi vefa

Vardı ol divane vahşilerle ülfet bağladı   diyor.

Adem oğlundan vefa görmeyen, külfet gören Mecnun nasıl

dağdaki vahşi hayvanlarla ülfet ediyorsa, ülkesinde külfet görenler de vahşi

devletlerle ülfete yönelebilirler.

Damlalar arasında ülfet sağlayıp nehirleri, şelaleleri,

denizleri telif eden Allah,

Tenimizde trilyonlarca hücreyi telif eden Allah,

İnsanların da ülfet sağlaması için Kur an ını indirmiştir.

Bundan sonra hangi devletin veya şahsın fikirlerini,

kanunlarını Kur an ın önüne geçirip tutkal olarak kullanmaya kalkarsak o, bize

külfet getirir ve ülfeti öldürür.

Birileri emir vermeye başlar özgürlüğümüzü yok eder.