Uhud Savaşı’ndan sonra müşrik ordularının başı Ebû Süfyân savaş alanından ayrılmadan Hz. Muhammed (S.A.V.), Hz. Ebubekir (R.A.) ve Hz. Ömer'in (R.A.) sağ olup olmadığını merak etmiş, tek tek isimlerini sayarak seslenmiş; Peygamber Efendimizin (S.A.V.) emriyle kimse cevap vermeyince, “Eğer sağ olsalardı cevap verirlerdi, üçü de ölmüş” deyince Hz. Ömer (R.A.) ani bir refleksle, “Yalan söyledin Allah’ın düşmanı. Saydıklarının hepsi sağdır ve buradadır” demişti. Ebû Süfyan’ın, “Savaş sırayladır, bugün Bedir Savaşı’na bedeldir” sözü üzerine Hz. Ömer, “Evet ama eşit değiliz. Bizim ölülerimiz cennette, sizinkiler cehennemdedir” diye karşılık verdi. Ebû Süfyân’ın, “Gelecek yıl sizinle Bedir’de bulaşalım ve savaşalım” meydan okumasına Peygamber Efendimizin (S.A.V.) emriyle Hz. Ömer, “Olur! İnşallah orası bizimle sizin çarpışma yerimiz olsun” diye karşılık vermişti.

Peygamber Efendimiz (S.A.V.), Uhud Savaşı’nın hemen ertesi günü Hamrâülesed Gazvesi’ne çıkarak, hem müşrikleri takip ederek onlardan korkmadığını, Uhud’un sadece bir yol kazası olduğunu göstermiş; hem de Müslümanların demoralize olduğu bir hengâmda stratejik bir hamle yaparak morallerini düzeltmiş, motivasyonlarını arttırmıştır.

Peygamber Efendimizin (S.A.V.) başka bir hamlesi de devlet başkanı olarak Mekkeli istihbaratçı Muaviye bin Muğire ile Cumahoğulları’ndan şair Ebû Azze’yi infaz ettirmesiydi.

Peygamber Efendimizin (S.A.V.) stratejik hamlesi Hamrâülesed Gazvesi’nin isabetli oluşu Kur’an-ı Kerim’de övülmüş ve şöyle buyrulmuştur: Onlar yaralandıktan sonra Allah’ın ve Peygamberinin davetine uyan kimselerdir. Onlardan güzel davranıp iyilik edenlere ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara büyük bir mükâfat vardır. Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine, ‘İnsanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun’ dediklerinde, bu söz onların imanını artırdı ve ‘Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!’ dediler. Bundan dolayı Allah’tan bir nimet ve lütufla kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan geri döndüler ve Allah’ın rızasına uydular. Allah, büyük lütuf sahibidir.” (Âl-i İmrân Suresi, 172-174).

Ebû Süfyân’ın, “Gelecek yıl sizinle Bedir’de bulaşalım ve savaşalım” meydan okumasına Peygamber Efendimizin (S.A.V.) emriyle Hz. Ömer, Olur! İnşallah orası bizimle sizin çarpışma yeriniz olsundiye karşılık vermesinin üzerinden bir yıl geçmişti. Peygamber Efendimiz (S.A.V.), bir yıl önce Uhud’da verdiği sözü yerine getirmek için savaş hazırlıklarına başladı.

Mekkeli müşriklerin reisi Ebû Süfyan ise verdiği karardan pişman olmuş, Peygamber Efendimiz (S.A.V.) ve Müslümanlarla karşılaşmamak için planlar yapmaya başlamıştı. Bu plandan olmak üzere o sıralarda henüz Müslüman olmamış Nuaym bin Mes’ud’la Mekke’de karşılaşmış ve ona: “Ey Nuaym! Ben Muhammed’le ashabına Bedir’de buluşalım, savaşalım diye söz vermiştim. Vakit gelip çattı. Halbuki bu yıl, bizde kıtlık ve kuraklık hâkim. Bu savaş böyle bir yılda işimize gelmez. Bundan dolayı bu yıl Muhammed’le karşılaşmak istemiyoruz. Karşılaşmamamız ise O’nun cesaretini arttıracaktır” demiş ve planını şöyle ortaya koymuştu: “Sen, hemen Medine’ye dön! Benim, karşı büyük bir kuvvet topladığımı bildir ve onları Bedir’de bizimle savaşmaktan vazgeçir. Bu işi becerirsen, sana yetmiş yetişkin deve veririz.” (İbni Sa’d, Tabakât).

Nuaym bin Mes’ud, Medine’ye gelerek propagandaya başladı. Medine’deki Yahudiler ve münafıklar bu duruma çok sevindi ve Müslümanların müşriklere karşı koyamayacağını düşünmeye başladı.

Hz. Ebubekir (R.A.) ve Hz. Ömer (R.A.) durumu Peygamber Efendimize (S.A.V.) bildirdi. Peygamberimiz (S.A.V.), “Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, va’dedilen yere Medine’den hiç kimse gitmezse bile, ben tek başıma giderim” dedi.

Peygamber Efendimizdeki (S.A.V.) kararlılık ve cesarete yol arkadaşları kayıtsız kalmadı. Peygamber Efendimiz (S.A.V.), Medine’de Abdullah bin Revaha’yı devlet başkan vekili olarak yerine bırakarak 1500 (binbeşyüz) kişilik mücahit ordusuyla yola çıktı. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) ordusuyla Bedir’e ulaştı ve müşrik ordusunu beklemeye başladı. Ebu Süfyan hazırlıklarını tamamlayıp 2000 (ikibin) kişilik orduyla Mecinne dinelen yere kadar geldi ancak İslâm ordusuyla savaşmayı göze alamayarak Mekke’ye geri döndü.

Peygamber Efendimiz (S.A.V.), İslâm ordusuyla Bedir’de sekiz gece bekledi. Buraya gelen kabileler Müslümanların güç ve kuvvetlerini koruduklarını gördü. Müslümanların cesareti, müşriklerin korkaklığı ortaya çıktı.

(Devam edecek.)