16 Nisan referandumunun ardından uygulamaya geçen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, siyasi partiler ile ilgili yeni alanların açılmasına ve tartışmaların yapılmasına zemin oluşturdu. Ki bunların başında parti ittifakları gelmektedir.
Cumhur ve Millet İttifakı tecrübesini iki yıldan fazladır yaşayan Türkiye’de hasbelkader bir ittifak bilgisi oluşmaya başladı.
Örneğin ilk zamanlarda Millet İttifakı’nda CHP-İyi Parti ve Saadet’in bir araya gelmesine şaşırılırken bugün Perinçek’in partisinin Cumhur İttifakı lehine konumlanması anormal görülmez hale geldi.
Sonuç itibarıyla gerek AK Parti gerekse MHP tabanı açısından Apo’ya çiçek uzatan Perinçek fotoğrafı kolayca kabullenilecek ya da hafızalardan silinecek bir durum değil!
Ancak bugün bu durum Cumhur İttifakı partileri arasında en azından tartışmalı bir konu olarak ortaya konulmuyor. Aynı durum Perinçek’in kendi partisi açısından da geçerli. Vatan Partisi üyeleri de AK Parti’yle bir araya gelmeyi sorun haline getirmemekte.
Onun için ittifaklı siyaset hayatına alıştık sayılır diyebiliriz.
Peki, şimdi aradan geçen iki buçuk yıllık zaman diliminden bugüne gelelim. İttifaklarda durum nedir diye bir değerlendirelim desek, önce ülkenin içinde bulunduğu durumu gözlemlemek gerekir.
Türkiye’de ekonomi, kırmızı alarm seviyesini aşalı uzun zaman oldu. Mavi Vatan, Kıbrıs seçimleri, Maraş’ın açılması, Karadeniz sondajları, Azerbaycan, Suriye, Libya vd. diye devam eden dış politika gelişmeleri ve genel pandemi mağduriyeti olmasa, ekonomik problemler kendisinden başka hiçbir şeyi konuşturmayacak ölçüde derinleşmiş durumda.
Öte yandan ekonomik problemlerin ülke içinde konuşulacağı bir ortam da bulunmuyor. Dış politikada milli duyguları yönlendiren gelişmeler yaşanırken “ekonomik kriz söylemi”ni dillendirmenin yanlış anlaşılmaya ya da suçlanmaya neden olacağı yönünde bir algı da söz konusu.
Ama mızrak da çuvala sığmıyor artık. Bir şeyin konuşulmuyor oluşu, onun var olmadığı anlamına gelmiyor ki.
Onun için her ne kadar kriz konuşulmuyor olsa da, vatandaş gerçek yaşamında, çarşı pazarda ekonomik problemlerle yüz yüze geliyor ve bu darboğazdan çıkış için alternatif bir siyasi yol arayışına yöneliyor.
Anketlerde, saha araştırmalarında iktidarın da, muhalefetin de oy kaybı yaşaması ve Türkiye’nin en büyük ikinci partisinin “kararsızlar” olması boşuna değil.
Demek ki, iktidar partisi ve genelde de Cumhur İttifakı açısından işler yolunda gitmiyor. Ne var ki, oradan ümidini kesenler de Millet İttifakı partilerine ya da yeni kurulan partilere yönelmiyor ve kararsız kalmayı tercih ediyor.
İşte tam da burada, yani iktidarın psikolojik üstünlüğü kaybettiği ama aynı zamanda güçlü lider ya da parti adayının görülmediği bir siyasi atmosferde parti ittifaklarında hesapların yeniden ele alınması bir zaruret halini almaktadır.
Zira ikili ittifak sistemi iki partili sistem gibi katı bir durum içermemekte, ittifakı oluşturan partilere hareket imkânı sunmaktadır.
İttifakların yön değiştirmesi ise daha ziyade bir merkez ittifakının kurulmasıyla neticelenmektedir. Çünkü ülkede yaşanan ekonomik ve siyasi tıkanıklık tarafların merkeze, ortaya, orta yola yönelmesine neden olmaktadır. Bunun siyaseten birçok örneği bulunduğunu belirtmek gerekiyor ki, çeşitli ülkelerde bu atmosferde kurulan yeni ittifakların merkez karakterine sahip olduğu görülüyor.
Bir yandan ekonomik kriz karşısında güven duyacağı ama aynı zamanda da kültürel siyaset perspektifinde kendine yabancı hissetmeyeceği yeni bir ittifaka seçmenin nasıl tepki vereceği ölçülmeye değer niteliktedir.
Zira mevcut ittifakların yön değiştirmesi ya da yeni bir merkez ittifakın kurulması ancak kamuoyunun üçe bölündüğü durumlarda mümkündür. Kanaatimce Türkiye şu günlerde tam da bu safhadadır.