Ülkemizde pek çok camiada görülen bölünmüşlük yargı camiasına da sıçramış durumda!
Yeni adli yılın açılış töreninin Külliye’de yapılacak olması nedeniyle yargı camiası mensupları iki büyük kampa ayrılarak birbirlerine veryansın etmeye başladılar.
Yargıtay, baroları Külliye’deki açılışa davet etti. Baroların bir kısmı ise Külliye’deki açılışı protesto ederek bu törene katılmayacaklarını duyurdular.
Bu arada Türkiye Barolar Birliği Başkanı’ndan baroların protestosunu eleştiren bir açıklama geldi.
Barolar Birliği Başkanı Külliye’de yapılacak töreni eleştiren baro başkanlarından söz ederken “Tuzları kuru olanların yaptıkları açıklamaların bir önemi yok” diyor.
Bu ifade yargı mensupları arasında bir “tuzları kuru olanlar” bir de “tuzları yaş olanlar” olduğunu göstermiyor mu? Demek ki yeni adli yılın açılış töreninin Külliye’de yapılacak olmasını protesto edenler “tuzları kuru olanlar” diye tanımlandıklarına göre töreni protesto etmeyerek katılacak olanların da “tuzlarının kuru olmadığına” yani “yaş olduğuna” hükmedilebilir.
Doğrusunu söylemek gerekirse yeni adli yılın açılış töreninin yapılacağı mekânın böylesine “tartışma konusu” haline getirilmesini pek anlayabilmiş değiliz. Protestocuların “yargıçların yürütmenin ayağına gitmesinin” doğru olmayacağı yolundaki sözleri kulağımıza hoş gelmiyor değil ama meselenin bu kadar büyütülmesine de bir mana veremiyoruz. Hele olayın “tuzları kuru olanlar” ile “tuzları yaş olanlar” boyutuna çekilmesini hiç anlayabilmiş değiliz. Bir taraf diğerini “tuzları kuru olanlar” olarak tanımlayınca doğal olarak tuzları kuru diye söz edilenlere de karşı tarafı “tuzları yaş olanlar” diye tarif etme hakkı doğmaz mı?
Şimdi onlar da kalkıp “Yaş tuzlarını kurutabilmek için yapılan her davete icabet ediyorlar” deseler meseleyi bu boyuta çekenler ne cevap verirler?
Keşke olayı bu noktaya çekeceklerine “Sorunlarımızı ancak konuşarak halledebiliriz” demekle yetinmiş olsalardı. “Tuzları kuru” ya da “tuzları yaş” gibi suçlayıcı tanımlama yerine olay daha kolay kabullenilebilir bir çizgide kalmış olmaz mıydı? Evet, aralarındaki meseleleri sanki “çözmek istemiyorlarmış” gibi bir üslup kullanıyorlar. Birbirlerinin nasırına basarak kamplaşmaları destekliyorlar. Oysa ülkenin kamplaşmalardan çok kucaklaşmalara ve birbirinin hakkına saygı göstermeye ihtiyacı var. Sanırız bu nokta görmezden geliniyor!