Okumuş adam Mümtaz er Türköne.

Profesör olmuş.

Zaman gazetesi yazarı.

İnsanla, toplumla, yazı ile iştigal edenlerin daha duygusal olduklarını sanırdım.

Mesela eşini dövebilecek erkeklerin daha çok polis, subay, boksör, kasap olabileceğine dair ben de yanlış bir imaj oluşmuş meğerse.

Yani elinde silah, bıçak olanın; ya da hayatını dövüşle kazananların çevreleri ve yakınlarına daha fazla zarar verebileceklerine dair hatalı bir yargı oluşmuş ben de meğerse.

Milletvekili genç eşini aşağıladığı için, bir şovmeni "döverim" diyen bu Türk-İslam sentezci profesörü, eski karısı sosyolog Mualla Kavuncu, "beni de birkaç kez dövdü" diye anlatarak, Türk aile modelinin fecaat durumunu gözler önüne serdi.

Mualla Hanım, "Başımı açışım onun desteğiyle oldu. İnsan başörtülüyken, eşi, başı açık hanımlarla samimi samimi konuşurken kendini çok iyi hissetmiyor".

Türk aile modelinde başörtüsüne tahammül edemeyen ünlü Türk İslam sentezcisi profesör için, eşi başını açıyor, zira beyefendi(!) başı açık hanımlarla gereğinden fazla samimi olmaktadır.

Eski karısının ifadesi ile  "kadınlara iyi bakan"  Mümtaz er Bey; sonunda üç çocuklu eski yârini, yenisi ile değiştirme kararı alır.

Akşam gazetesinden Ebru Tokar ın yaptığı röportajda; "şiddet eğilimi var mıydı" sorusuna Mualla hanım. "Ben dayağını yedim birkaç kere. Bir de serde ülkücülük var yani. Olur normaldir."

Bir bilim kadınının bunu normal görmesi ayrı bir hayret konusu.

Fakat "serde ülkücülük olduğundan, normal" karşılaması apayrı bir anormal durum.

Bu hipotez, her ülkücü eşini döver tezine götürürse, Türk aile sistemi yandı demektir.

Bu kesimle evlenecek bayanların iyice korkması anlamına da gelen bir tez olduğu için, vahim sonuçlar da içermekte.

Mualla Kavuncu nun kadınlar söylemese de, eğitimli erkekler arasında dayağın yaygın olmasını belirtmesi Türk aile sisteminin kötü kaderini bir kez daha açığa çıkarmakta.

Muhabirin, "eski eşiniz, eski ailesinin sıkıntılarına duyarlı mı" sorusuna Mualla Kavuncu: - Eşimin Özlem i milletvekili yapmasının nedeni, bizi düşünmekmiş! Bana öyle yansıttı. Yani onların maddi açıdan durumu iyi olunca, bize daha çok yardım edebileceğini söyledi.

Sonunda ilginç gerçek ortaya çıkar:

 "Yani milletvekilliği teklifi aslında Özlem Hanım a yapılmadı ":

- Teklif Mümtaz er Bey e geliyor. O da Ben olmayayım, ama karımı vekil yapın diyor. Emekli olurken, onun yanına gitmiştim. Şu kadar borcum var, yardımcı olursan emekli olmayacağım demiştim. Buna yanaşmadı. Yani o zaman bizi düşünmedi, sonradan bizi düşünmek aklına gelmiş! Ben de Ben sosyoloğum, doçentim, vekilliği istediğimden değil, o zaman direkt beni vekil yapsaydın, ben çocuklarıma imkân sağlasaydım dedim."

Türk siyasasının kara rengini bir kez daha ifşa ediyor Mualla Hanım.

Hani çocuklar gibi sokaklara dökülüp AKP başarısını kutlayan halka da manevi bir tokat patlatıyor.

Size ne oluyor ki, durun biz sevinelim, diyor.

Mümtaz er bey e milletvekilliği teklifi geliyor.

O ise, "yeni eşimi vekil yapın" diyor.

Zira eski eşinden olan çocuklarına da yardım edecektir.

Kendi profesörlük maaşını, yazarlık telifi ile birleştirip, genç eşinin az bulduğu kaymakam maaşından kurtulup, rahat ufuklara yelken açabilecektir. Eski çocuklara da, bir yardım yapabilecektir.

Eski eş de kırılıyor, tabii.

Beni vekil yapsaydın, çocuklara daha iyi bakardım gibisinden.

Fikir ve düşünce AKP de bir değer ediyormuş gibi, Mualla Hanım, beyhude bir bilim kadınlığı olduğunu hatırlatıyor.

Eski eşi için de yeni yâri varken; vekil maaşı en sonrakine taksim ediliyor.

Türk aile sistemi pragmatizmle, dayakla, örtü açtırmakla, eş boşamakla pek de iyiye gitmiyor.