Emperyalizm savaşları çok yönlü. Kültür, düşünce, inanç, siyasal ve ekonomik. Asıl güç ekonomik alanda. Bu, insanlığı bütün yönleriyle etkiliyor. Siyasal savaşlar yüz yıllardır Haçlı Seferleri tarihiyle süregeliyor. Bir güç gösterisi ve egemenliği gerekiyor bu alanda. Üstünlük güce bağlı. Batı, uzun yıllar bunun altında kaldı. İstediği gibi sonuç alamayınca kültür ve düşünce alanına yöneldi. İtalyan rönesansı, Fransız uyanışı ve devrimi, sanayi devrimi, pozitivist düşüncenin egemenliği ve baskınlığı sonuç getirdi onlar açısından. Müslümanların da hem gerileyişinin hem de yenilgilerinin başlangıcı oldu. Bunun da etkisi bir yere kadar. Çünkü inanç ve düşünce farklılıkları bu akımın önünde gene de bir engel. Milliyetçilik düşüncesi Müslümanlar için en tehlikeli alanlardan biri. Müslümanlar çok uluslu, çok kavimli ve çok unsurlu bir millet. Onları birbirine bağlayan büyük inanç gücü bu gibi tehlikelerin önünde engel. Gene de bu alanda bir başarı elde edildi. Somut sonucu Osmanlı Devleti’nin dağılması oldu. Bununla Müslümanların asıl çöküş süreci başladı.
Savaşlar çok yönlü; insanlığın, özelde de Müslümanların üzerinde yürüyor. Silâh sektörü görünürde en acımasız olanı. Doymuyor. İslâm coğrafyasına Allah’ın lütfu olan imkânları emperyalizm sömürüyor ve tüketiyor. Müslümanlar kendilerine ait kaynakları üretme ve tüketme hakkına sahip olamıyor. Müslümanlar birbiriyle vuruşuyor, savaşıyor. Yakın zamanda gerek Suudi Arabistan’ın, gerek Katar’ın abluka altına alınışının nedeni de bu. Savaş bu anlamda iki yönlü kazanılıyor. Bir yandan silâh ticaretini rahatlıkla uyguluyor olması, diğer yandan da Batı düşüncesini etkileyen İslâm düşüncesine bağlı Müslümanları etkisiz kılması.
Son zamanlarda Suudi Arabistan’da prensler üzerinde bir temizlik var. Dar alanda kontrol edilebilir olması zorunlu onlar açısından. Süreç belli bir yere doğru hızla gidiyor. Arap ülkelerinin ırk duygusu öne çıkıyor şu sıralar. Arap ırkı birliği ve buna bağlı bir yapı oluşuyor. Bu da savaşın bir başka yönü.
Müslümanların yaşayışlarında belli ilkeler var. Haramlar, yasaklar, kendi iç oluşundaki doğal denetim ruhu. Alkol ve israf gibi aşırılıklar önünde manevi bir engel bulunuyor. Müslümanların büyük kesiminin korunması manevi güçlerinden kaynaklanıyor. Haramı haram ve yasak bilmesi, helâlin sınırlarının dışına taşmaması ilkesi doğallığı.
İlerleyen zaman sürecinde Müslümanların çözülüşleri, siyasal bölünmüşlükleri, buna bağlı yabancı düşüncelerin etkili alan bulması süreci hızlandırdı. Yasakların sınırları zorlandı. Bunun içinde para gücünün hayata egemen olması etkin. Para gücü ve buna bağlı aşırılıklar ve doymazlıklar akının başlaması. İnsan nefsinin önünün tutulamayan en kritik yönü. Nefsin hayata egemenliğinin başlaması.
Emperyalizmin en etkili olduğu alan tüketim gücü. İnsanlar büyük bir tutku ile iyice tüketime kapıldılar, içeriden tutsak alındı. Evlerin ve ceplerin içine kadar girdiler ve yerleştiler
Tüketim Müslümanlar için faiz kadar belki de daha fazla tehlikeli. İnsanlar gönüllü bir teslimiyet içinde. Bayanlar üzerinden olan etkisini anlattık iki yazımızda. Bu, sadece bayanlar için değil hemen bütün insanlar için en tehlikeli olanı. Bir yandan tüketim sağlayarak gönüllü olarak insanlar soyulurken bir yandan da evlerimize ve en mahremlerimize kadar taşıdığımız nesneler ile sırlarımızı da onlara teslim ediyoruz. Artık ajanlara, oryantalistlere, sosyolojik araştırma yapan gönüllü bilim adamı ajanlara gerek yok. Bilgiler belli merkezlerde toplanıyor nasılsa. Artık insanların mahreminden de söz edilemez.
Tüketim gücü, ulusların içeriden işgalini sağladı. Çok masum gibi görünen çok uluslu şirketlere bağlı alış veriş merkezlerine, üretilen mallara insanlar gönüllü teslim oluyorlar. Ramazanlarda iftar sofralarına taşınan colalar, içecekler ve diğerleri bunun bir sonucu. Buna meşruiyet sağlayan zihni çözülüşler yetiyor zaten. Gönüllü teslimiyet ve gönüllü yenilgiler, asıl sonuç bu. İnsanlık, özelde de Müslümanlar kendi kendinin düşmanı. Koşulsuz teslimiyet.