Hızlı değişimin sonuçları yaşanıyor. Bu, ciddî anlamda sorunlar bütünüdür. Genel duruma bakılarak, insanlığın nasıl bir durum, psikoloji içinde olduğunu gözlemlemek, düşünmek için sağlıklı bir bakış gerekir.

İçinde bulunduğum sistem hangi ideolojinin ürününü üretiyor? Sistem, neyi temsil ediyor? Temsil edilen sistemden kimler sorumlu? Ardı arkası kesilmeyecek olan bu sorular yumağındaki çarpıklıklar, çarpık bakışlar neyi getiriyor?

Yaşadığımız şu çağ ve zamanda halkımız genel anlamda Müslüman. Müslümanlar kendi aralarında ciddî anlamda yapay ayrışmalar içindedirler. Bütüne bakıldığında kimse kimseyi Müslüman olmamakla itham edemez. Hemen her çevrenin bir bakışı, bir yönelimi var. Bunlar özde ve ruhta Müslüman’dırlar. Aralarındaki farklar renk ve ton, kısmen de ilkeseldir.

Belli kesimler kendilerini Müslüman olarak tanımlarken, kendilerinin dışında olanları Müslüman olmamakla nitelerler. Bu biraz da aşırılıklar içerir. Amentü bağlamında iman edenlerin tamamı Müslüman’dır. Yaşama ve uygulama bakımından ise farklılıklar içerir.

Asıl sorun şudur. Türkiye, kapitalist ve liberal. Görünen yüzüyle Kemalist. Milliyetçi, ulusalcı, ırkçı ve jakoben. Kapitalizm dış kılıfını iyi belirliyor. Dönemsel olarak renklere bürünüyor.

Kapitalizm pragmatisttir, çıkarını düşünür. Çıkar çarkını kim iyi koruyorsa onunla devam eder. Kendilerine, dönemlerine uygun atları ve onların binicilerini belirler. Bu, ister demokrasi, ister otokrasi, ister faşizm, isterse adı Kemalizm olan sistem ile olsun, sonuç değişmiyor.

İdeolojiler dönemi bitti gibi görünüyorsa da içten içe kimi zaman kimi ateşler alevlendirilir, ortam lehlerine uygun bir ortam oluşturulur.

Örneğin muhafazakâr Müslümanlar iktidarda. Onların İslâm’ın özüne uygun bir yönelime girmesine izin verilmez. Yönetenler de o ruha sadık kalırlar. Hafifletme ya da süreci oluşturma gibi bir duruma kısmen izin verilir ve belli bir sınırda tutulur.

Sözü nereye getirmek istiyoruz, asıl soru ve sorun bu. Büyük bir karmaşa var. İnsanlık bunalımda, kimse yerinden memnun değil. Çarkı yürütenler, paylarını yeterince alanlar bulundukları yer ve konumdan razı ve memnunlar.

Büyük bir travma var. Sağcıların, muhafazakâr Müslümanların yönetiyor olması bu tarzın İslâm ve Müslümanlığa atfedilmesi asıl çıkmaz. Her gün cinayetler işleniyor, yolsuzluklar başını almış gidiyor. Sistemin koruyucuları sistemin ayakta kalması için ya da kimilerinin konumlarını koruması için kendilerine göre bir adalet anlayışı var. Bu da belli kesimleri memnun ve mutlu ettiği gibi belli kimi kesimleri de huzursuz ediyor.

Bu yapı içinde olan adaletsizlikler, haksızlıklar, cinayetler, işkenceler İslâm ve Müslümanlara hamledilebilir mi? İşin tuhaf yanı da budur.

Yukarıda anlatmaya çalıştığımız her kesimin bir Müslümanlığı ve sınırları, ton ve renkleri var. Bu kaotik yapı içinde sosyalistler, sağcılar, solcular, faşistler, Kemalistlerin hemen hepsi bu toprakların insanlarıdırlar. Ama hangi sistemle yönetiliyorlar, hangi eğitim kurumlarında yetişiyor bu ülkenin insanı. Bu ideolojik çevreler kapitalizm ile yönetilirlerken kapitalizm ruhunun getirdikleriyle beslenen insanların içinde bulunduğu durumda kimi temsil ediyorlar? Müslümanların tamamı aynı durumda değil midir? Öyle ise bu yaşanmakta olan olumsuzlukların nedeni nedir, kimdir diye sormak gerekmez mi? Bu insanlar birbirlerini yerlerken ne ve kimin adına yapıyorlar bunları?

Diyelim ki ülke insanının tamamını ulusalcı, ırkçı ve Kemalist düzenin insanları temsil etse insanlığın sorunları biter mi? Cinayetler, adaletsizlikler, haksızlıklar biter mi? Kapitalizm çarkı içinde sonuç neyi değiştirir?

Bunalımların sınırsızlığında insanların psikolojileri nasıl bir durum alır? Cinsel açlıkları, ekonomik açlıkları, dengesizlikleri kim nasıl bastıracak? Çağın hastalığı şizofreniye ne çare olacak?