“Ben bu çağdan etimle tırnağımla nefret ettim.”

Son zamanlarda öyle dehşet verici haberlerle karşı karşıyayız ki yaşadığımız bunca şeye nasıl tepki vermemiz gerektiğini şaşırdık. Yaşanan her yeni kötülükte, ortaya çıkan her vahşette bundan daha kötüsü olamaz diyoruz.

Toplumsal çürüme diyorlar bu yaşadıklarımıza…

Sosyologların deyimiyle toplumsal bozulma… Eğer toplumda düzen bozulursa anomi denilen bu hallerin yaşanması kaçınılmazdır.

Adına her ne derseniz deyin yaşadıklarımız musibetten başka bir şey değil.

Katil İsrail’in acımasızca öldürdüğü çocuklar, kadınlar bir yanda…

Narinler, İkballer, Ayşenurlar bir yanda…

Daha doğar doğmaz öldürülen, öldürülmek için organize kötülüğün içine düşen çocuklarımız bir yanda…

Hangi birine ağlayalım, hangi birine öfkelenelim, hangi birine tepki koyalım şaşırmış durumdayız…

Hadi Filistin’de yaşananlar bizden kilometrelerce ötede yaşanıyor…

Hadi İsrail’in karşısında duramayacağınız sebepleriniz var.

Hadi korkak İsrail askerlerine taş atan küçük çocuklar kadar cesaretiniz yok…

Fakat yanı başımızda olan bitenlere karşı gerekli tepkiyi verecek gücümüz de mi yok? Bu nasıl narkozlanma ki evlatlarımızı kucaklarımızdan alıp öldürdükleri ortaya çıkıyor ve biz doğru düzgün bir tepki veremiyoruz!

Etimizle, kemiğimizle nefret etmenin bile az geldiği şeyler yaşıyoruz.

Zarifoğlu, bu günlerde yaşasaydı içinde bulunduğumuz durumu hangi kelimelerle anlatırdı diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum…

Toplumsal çürüme yaşıyoruz, eyvallah!

Toplumda bir anomi hali var, eyvallah!

İnsanların ahlaki yapısı bozuldu, buna da eyvallah!

Peki, bu hale neden geldik? “Toplumsal çürüme” diye başlayan cümleler kurmak afili geliyor. Ama toplumsal çürüme dediğimiz bu hali neden yaşadığımızı kimse konuşmuyor.

Rabbimiz, “Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir” (Şura,30) buyurmaktadır.

Belaların bir musibet gibi üzerimize yağdığı şu günlerde kendimizi hesaba çekmeyeceksek, yaptıklarımızdan ders çıkarmayacaksak başka ne zaman yapacağız?

Erbakan Hoca’mız, "Irak'ta ölen tek bir çocuğun vebalini yedi sülaleniz alnını secdeden kaldırmasa ödeyemezsiniz" demişti. Irak’la başlayan ve komşu ülkeleri saran bu yangında maalesef ülke olarak bizlerin mesuliyeti var. Elimizde o kadar çok kan var ki… Ne olmasını bekliyorduk? Tüm komşularımızın evini yangına verdikten sonra gül bahçelerinde oturmayı mı? Elbette o yangın bizi de bulacaktı. İktidarından halkına kadar kokuşmuş olan bu yapıda her birimizin suçu var.

İktidar yaptıkları ile, halk iktidarın bu yaptıklarını rahatça yapabilmesi için sınırsız yetkiler verirken, muhalefet daha çok çalışıp iktidarın karşısında dimdik durmadığı için suçlu…

Elimizde bunca kan varken bizi bir tövbe kurtarır mı? Rabbimizin bağışlaması sonsuzdur şüphesiz.

Ancak…

Her günahın tövbesi kendi cinsiyle olur… Irak’ta olan bitenleri nasıl düzelteceğiz, yirmi senelik mesele demeyin. Irak’la başlayan süreç BOP’un yani Siyonizm’in lehine işledi. Şimdi yapılacak olan bölgemizdeki sorunları çözerek tekrar refahı sağlamaktır. Yani İslam birliğini tesis etmek için gerekli adımları atmaktır. Tam da şu an Filistin’de yaşananlar adım atmak için belki de son imkânımızdır. Kardeşlerimizin yanında olup İsrail’i bu topraklardan atmak için çalışmalıyız. Elbette biz olsak da olmasak da İsrail bir gün yok olacak, önemli olan bizim durduğumuz saf.

Ama İsrail, ama ABD ile başlayan cümlelerle gelmeyin lütfen…

20 yıldır bu cümlelerle geldiğimiz hâl ortada...

Günahta ısrarcı olanların hali de bellidir…

Rabbim tövbe etmeyi nasip etsin…