Yüce Allah, ‘Biz, her şeyi bir ölçüye göre yarattık.’ buyuruyor. Bu açıdan, zerreden kürreye; kürreden-şu uçsuz bucaksız Kâinat’a yaratılmış her şeyi tefekkür ettikçe baş döndürücü bir mükemmellikle karşılaşıyor insan. Varlıklar arasındaki ahenk öylesine muhteşem öylesine gizemli ki; seyretmesini bilen, bütün benliği ile teslimiyetini itiraf etmek zorunda kalır.

Mesela maddenin yapı taşı atomu düşünelim. Bir milyon tane atom bir araya getirilirse ancak bir mm küp hacime ulaşabiliyor. İşte zerre denilen şey bu. Kâinat'ta cansız olarak nitelendirilen ne varsa hepsi ondan müteşekkildir.

Atom isr muazzam bir sistem üzeredir. Mm küpün milyonda biri olan bu zerre dahi daha küçük parçacıklardan oluşuyor. Bir çekirdek, onu oluşturan proton ve nötron diye isimlendirilen zerrecikler ve çekirdek etrafında bir yörünge üzerinde dönen elektronlar... Bunlar dahi öylesine mükemmel bir uyum içerisinde raksediyorlar ki en ufak bir dengesizlik bile eşyanın tabiatının bozulmasına yetecektir...

Aynı kaide kürre (küre) için de geçerli. Şu uçsuz bucaksız Evren’in içerisindekiler dahi aynı sistem ve aynı ahenk üzere raks edip duruyorlar. Eşyada atomun hacmi ne oranda kalıyorsa, şu içerisinde bulunduğumuz Dünya da Evren içerisinde o denli bir yere sahiptir. Yani Dünya denilen şu gezegen Evren’in büyüklüğüne oranla sadece bir toz mesabesindedir. Evrenin büyüklüğü mü? ... Tahminlere göre 300-500 milyar tane galaksi var. Sadece Dünya’nın da içerisinde bulunduğu galakside 17 milyar tane dünya boyutlarında gezegen olabileceği düşünülüyor. Tabi galaksiler içerisinde milyarlarca Güneş sitemi...

Tıpkı atomun yapısı gibi, Güneş Sistemi de tarif edilemez bir ahenk içerisinde Evren’de seyr-i endam ediyor. Güneş sisteminde gezegenler ve onların etrafında da uydular, muazzam bir uyum içerisinde kendilerine tayin edilen yörüngeleri üzerinde seyr-u endam üzereler. Yüce Allah’ın ‘ol’ emriyle birlikte vazifesini icra etmekte olan bu mekanizmada meydana gelebilecek en ufak bir sendeleme, kim bilir belki de Evren’in tüm dengesini alt-üst etmeye yetecektir.

Evet, işte insanı ister-istemez tarifsiz bir hayranlık içerisine sürükleyen bu muazzam yapının içinde bulunan bütün varlıklar dahi aynı mükemmellikle kendilerine tayin edilen güzergah üzerinde seyr-i endam içerisindedirler. Mesela hayvanlar kendilerine bahşedilmiş olan içgüdü üzere hareket ederler. Keza nebatat ve de diğer varlıklar.

Evren’de kurulu bu muazzam düzenek insan üzerinde de tecellisini göstermektedir. İnsana tercih hakkı verilmekle birlikte ona ismine ‘din’ denilen bir yörünge tayin edilmiştir. Tercih hakkını, bu yörünge üzerinde kullanıp kullanmama yönündedir. (‘Allah katında tek din İslam’dır.’ ‘Âl’i İmran/19)

İnsan hayatını güneş sistemine benzetebiliriz. Mesela aile mefhumunu Yüce Allah’ın varlığını merkez alan din yörüngesi üzerinde seyr-ü endam eden bir gezegen, mensubu olan çocukları da birer uydu olarak görebiliriz. Bu sistemde her daim yeni gezegenler ve bağlı olarak yeni uydular tezahür edecektir.

Yüce Allah, ‘Ben insan ve cinleri yalnız bana kulluk etsinler diye yarattım.’ buyuruyor. Bununla insan ve cinne bir tercih hakkı verilmiş olduğu kendiliğinden anlaşılıyor. Yüce Allah’a isyan eden İblis’te bir cin ve cinlerin de ileri geleni olması nedeniyle onları hep isyana sürükledi. Yani tercihlerini isyan yönünde kullandılar ve her biri insana musallat olan birer şeytan oldular.

Hz. Peygamber, ‘Sizden hiç kimse yoktur ki ona biri şeytan’dan diğeri melekten olmak üzere yanından ayrılmayan iki ‘karin/yakın’ tayin edilmemiş olsun!’ (Müslim). Şeytanın görevi insanı hezeyana sürüklemek, meleğin görevi de insanı şeytanın vesvese ve şerrinden korumaktır. Her ikisi de üzerine düşeni bir hakkın yapmaktadırlar.

Kainat’ta yaratıcı tarafından kurgulanan bu sisteme uyup-uymama insanın tercihine bırakılmıştır. Yani insan, kendisini kulluk yörüngesinden çıkarmaya çalışan şeytana ram olursa, destekçisi yine şeytan olur ki o, onu eninde sonunda isyana sürükler ve aile sistemine mutlaka zarar verir. Ancak, kulluk yörüngesinde seyr-ü endam ederse bu defa görevli melek onun her daim yardımcısı olur ve şeytanın şerrinden korur.

Her daim kulluk yörüngesinde seyr-ü endam eden kullar olmamız dileği ile yazımızı bir ayetle nihayete erdirelim. ‘Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülemeyeceğinizi mi sandınız?’ (Mü’minun/115)