Toplumun ana sorunu ekonominin içine yuvarlandığı çıkmaz sokak iken iletişim vasıtaları kullanılarak toplumda oluşturulan algı operasyonları ile pembe tablolar oluşturuluyor. Aslı olmayan bu tablolar ile de toplum sadece kandırılmıyor, aynı zamanda iletişim vasıtalarını kontrolleri altında tutanlar insanların gerçeği görmeleri, daha doğrusu kendilerine sunulanların önünü ve arkasını araştırmaları, söylenenler üzerinde biraz olsun düşünmeleri engellenmeye çalışılıyor. Böylece robotlaştırılan insanlar kendilerine söylenen üzerinde düşünmeden kabule yönlendiriliyor. Hemen belirteyim ki, yaşanan şu seçim kampanyasında topluma yönelik bir ikna ve seçim kampanyasının yürütüldüğü söylenebilir. Ancak, unutulmaması gerekir ki, yürütülen kampanyaların doğru bir temele oturtulması gerekir. Eğer söylenenlerin doğru olması söyleyenleri fazla ilgilendirmiyorsa o zaman bu yolla alınacak sonuçtan da bir hayır gelmez.

Yazımın başında ülkenin ana sorununun ekonomik bunalım olduğunu ifade ettim. Çünkü çarşıya pazara çıkan insanlar artık almak istediklerini değil, mutfakları için zaruret olanları alıyorlar. Çünkü canının istediğini almaya milyonların imkanı izin vermiyor. Bunun için geçtiğimiz günlerde medyada yer alan iki haberin başlığını aktarmak istiyorum. İlk haberin başlığı aynen şöyle:

“Büyükşehirlerdeki kira artışı Türkiye ortalamasının üzerinde. Kiralar 4 yılda yüzde 700 arttı.” İlk bakışta bu haber başlığı insana abartı gibi gelebilir. İnsanın gönlü de abartı olmasını istiyor. Çünkü herkesin konut ihtiyacının karşılanması temel insan haklarının başında gelir. Çünkü başını sokacak kiralık ya da mülk olarak her ailenin bir yuvaya ihtiyacı vardır. Bu noktada haberin hemen spotunda yer alan şu bilgileri aktarmak istiyorum:

“Son 4 yılda Türkiye genelinde kira artış oranının yüzde 583, yaklaşık 30 büyükşehirde ise yüzde 697 olduğu belirtiliyor.”

Bu arada sözünü ettiğim ikinci haber ise şu üst başlıkla verildi:

“4,6 trilyonluk borcun yaklaşık yarısı dış borçlardan oluşuyor.”  Haberin ana başlığı ise “Borç stoku 4 ayda 308 milyar TL arttı.”

Sanıyorum aktarmaya çalıştığım bu iki haber bile işin ciddiyetini anlatmaya yetecektir. Böyle olunca da iktidar sahiplerinin seçim kampanyasını ana hatları ile ülkenin acil çözüm bekleyen konular oluşturması gerekirken muhalefet sözcülerinin söylemediği sözler söylenmiş gibi takdim edilerek toplum bir takım algılarla oyalanmaya, sorunlar dikkatlerden kaçırılmaya çalışılıyor. Bu dikkatten kaçırmanın seçimlerden sonra bir takım propaganda taktikleri ile gizlenmesi de mümkün olmayacaktır. Bu durum Nasrettin Hoca’nın bir sözünü hatırlatıyor.

Bilinen hikâyede Hoca eşeğini kaybetmiş herkes aramaya çıkmış. Birde bakmışlar ki, Hoca bir ağaca yaslanmış, yorgunluk atmaya çalışıyor. “Hocam, bütün köylü senin eşeği arıyoruz ama sen burada oturmuş etrafı seyrediyorsun” demişler. Hoca bu serzenişe şu karşılığı vermiş:

“Bir ümidimde şu tepenin arkasında, eşeği orda da bulamazsan siz o zaman seyredin bendeki vaveylayı.”

Dilerim seçimlerin ardından ülkeyi bu noktaya getirenler şimdiye kadar hep yaptıklar gibi topluma yeni bir hedef göstermezler. Çünkü her fırsatta ülkenin düze çıkacağı yeni bir tarih verdiler. Ancak, verdikleri tarih geldiğinde topluma yeni hedefler göstermeye başladılar. Ama toplum Yalan Rüzgarı dizisinden usandı.