Terör, Türkçesiyle tedhiş, uzmanlığın yanında belli bir düşünce ve duyarlığın varlığını da gerekli kılan bir sorun olarak dünyamızı kuşatmış gözüküyor. Terör uzmanı olmak, sonuçta bilgi ve teknik ile ilgilidir. Bu ise, terör hakkında en fazla tahminde ve öngörüde bulunabilme imkanı sağlayabilir. Çünkü terörü gerçekleştiren, uzmanına göre, çoğunlukla bir adım öndedir. O eylemde bulunursa, terör uzmanı, onun tekniğini, yöntemini, ruhsal dünyasını, eğer varsa niyet, maksat ve amacını belirlemeye çalışır. Eylemde bulunmaması bile, uzman açısından bir eylem olarak öngörülme durumundadır. Uzman, bilgi, yöntem ve teknik donanımı yanında, asıl olarak sezgi, tahmin ve öngörü yeteneği sayesinde, terörcü (terörist) nün eyleme geçmesini engelleyebilir, etki ve sonucunu belli oranda önleyebilir. Ancak terör, insanın ruhundan, insanlığın zihninden tamamiyle sökülüp atılamaz. Geçici olarak gerçekleşmesi önlenebilir, gerçekleşme ortamı olabildiğince daraltılarak sınırlanabilir, etki ve sonuçlarının yıkımı, zararı, olumsuzlukları en alt düzeye getirebilir.

Firavun iktidarının Hz. Musa ve İsrailoğullarını Mısır dan Arz-ı Mev ud a, Kureyş aristokrasisinin Hz. Muhammed (sav) ve Ashabını Mekke den Medine ye; xx. yy. da İngiliz Krallığının önayak olmasıyla Yahudilerin batı ve doğu Avrupa dan Filistin topraklarına hicret etmeye, göçetmeye zorlaması ve sürmesi bir açıdan terördü. Ari iktidarlarının Budha ve Budhacılığı, Hindistan dışına kovalaması kadar, İspanya (Endülüs) dan Müslümanların toplu kıyıma, Yahudiler de dahil din değiştirmeye zorlaması terörün bir başka türüydü. Keza iki yüzyıl eylemli olarak, günümüze kadar da zihinsel olarak sürdürülen Haçlı Seferleri, belki de tarihin kaydedeceği en kararlı ve en kindâr terör eylemidir. Bugün Filistin de, Irak ta, Afganistan da, tasarı olarak BOP adı altında uygulamaya sokulan ve uygulanan eylemler ancak terör kapsamında tanımlanabilirler.

Açıkça ifade edilmeyip tedrici uygulamalara bakıldığında topyekün İslâm dünyası Batı nın (ABD, İsrail ve yerine göre destekleyici, yerine göre kuramcısı olarak Avrupa) terör saldırılarının hedefi konumundadır. Mevzi ya da bölgesel uygulamalar terör niyet, maksat ve amacını gözden kaçırtmakta, gizlemekte  ya da saptırmaktadır. Ancak bu bir yanılsama algısından ibarettir. Görünürdeki iktisadi, stratejik, siyasi emel ve hedefler tek başlarına birer gerekçe olarak öngörülmeye matuftur, ama başlı başına temel bir neden değildirler.

Yıllardır yaşanılan acılar, kayıplar, sıkıntılar terörün etki ve sonucuna ilişkin olanlardır. Etki ve sonucu, asıl ve neden gibi kabul etme yanlışından, bir anlamda aymazlığından kurtulunamadığı için, sanal bir teşhisin işâret ettiği yine sanal bir marazı tedavi etme çabası süregelmiştir. Terörün ruhundan terör eyleminin, yolaçtığı etki ve sonuçların önlenmesi, sınırlandırılması, en aza indirilmesi reçetesinin alındığı vehmiyle tedavi etmeye uğraşıp durulmaktadır. En büyük yanılgı da terör ile demokrasi arasında kurulan ilişkide ortaya çıkmaktadır. Oysa terör ile demokrasi, olgular olarak, magrip ile maşrik, doğuyla batı yönleri kadar birbirlerine uzaktırlar. Üstelik mahiyetleri itibariyle karşıttırlar.

Basit ifadesiyle demokrasi, bir takım ahlâki erdemler temelinde yaşamasını sağlayıcı kültürel dünyayı içerir ve bunların sınırlarını özümleyen bir hukuk sistemini öngörür. Eşitlik gibi, hak ve özgürlüklerin ayrıcalıksız tanınması ve uygulanması gibi, insan haysiyet ve onurunun esas alınarak maddî ve manevî yönden geliştirilmesi gibi değerler, hukukun koruyucu, gözetici ve geliştirici işleviyle kayıt altına alınmıştır. Oysa terör, zaten bunlardan ayrı, bunlara aykırı, bunları yoketme düzeneğini içrek olarak varolmaya yöneliktir.