Tenkit edebiyatın ilk dönemlerinde bir sanattı. Kuşkusuz bu sanatın ateşleyicisi kıskanma olsa da günümüzdeki “körü körüne karalama” mantığından oldukça uzaktı. Etik yani ahlaki davranışları içeren her şey sanatçıların uyması ve uygulaması gereken bir şeydir aksi halde sanatçıya hayranlık duymamız beklenemez.

Günümüzde tenkidin oldukça kötü versiyonlarına şahit olduk. Şimdi adını unuttuğum ve büyük ihtimalle bir dönem karalayanların da unuttuğu bir bayan vardı. Temmuz olaylarından esinlenerek birkaç eser hazırlamış olduğunu sosyal medyada görmüştük. O eserlere (hakikaten eser miydi değil miydi bilemiyorum inceleme fırsatım olmadı) öyle tepkiler yazıldı ki “acaba” diye bir kuşkuya kapıldık ister istemez “bunları yazanlar magandalar mı, edebiyatçıların hesapları hacklendi de acaba kara işler çeviren çetelerin eline mi düştü?” Bu abartı ya da espri değil.

Edebiyatçı belli bir üslubu olan ve bu üslubu yaşam biçiminden alan kişidir. Nedense edebiyatçının naif bir ruha, hassasiyet sahibi bir kişiliğe sahip olması beklenir. Örneğin bir eser, eser değilse edebiyatçının yapacağı en makul şey onu görmemektir bırakın eleştiri ya da hakaret etmeyi. Eleştiriyi hakaretle karıştıranları da unutmamak gerek. Edebiyatçı eleştiride “ne kadar da saçmalamış, ajitasyon yapmış, çok güzel yazmış, çok kötü yazmış” gibi sığ ifadeler kullanmaz. Beğenisini ya da beğenmediği noktaları açıklayarak sebeplerini okuyucuya söyleyerek yazar. İşte o zaman okuduğumuz metnin bir tenkit olduğunu anlar ve kabul ederiz. Aksi halde yazanın art niyet taşıdığını, kendi içinde kıskançlık duyduğunu görmüş oluruz. Kötü ve kem söz sahibine aittir.

Eleştiri metnin düşmanı değil dostudur. Yazarın kendisini törpüleme aracıdır. Duygu dünyasından bağımsız bir evrende olup bitenleri anlama penceresidir. Her ne kadar yazar metnine dışarıdan bakmaya çalışsa da yazdığı duygudan tümüyle kopamayacağı için sağlıklı bir eleştiri getirmesi mümkün olmaz. Eğer eleştiri sanatında var olmak istiyorsanız “şairlik senin neyine git berberlik yap” gibi yazarın kişiliğine, mesleğine ya da hayatına yönelik hakaretlerde bulunmaktan kaçının. Şiirin ya da öykünün ne olduğunu hakikaten bildiğinizi edebiyat camiasına içeriğe yönelik sağlam tespitler yaparak gösterin. Edebiyatın tek türden oluşmadığını kabul edin. Lirik, pastoral ya da didaktik türlerin hepsi diridir ve siz yok sayınca yok da olmayacak. Her metni kendi dünyasına göre incelemek zordur. Bu taşın altına elini koyanın mümkünse tenkitten başka hiçbir uğraşı olmamalı adeta ömrünü bu sanata vakfetmelidir. Sağlam ve gerçek bir tenkit eser sahibini incitmez, küstürmez rencide etmez.

Bir şairin cinsiyetine, medeni durumuna, meslek ve konumuna, yaşına ve yaşadıklarına asla takılmamalı tenkit yazan. Bu konular ünlüler dünyasını didikleyen magazincilerin ilgi alanıdır lakin edebiyat bir magazin mecrası değil. Böyle bir ilgisi olan için de gazetelerin magazin bölümleri açık buyursunlar oraya gitsinler kim tutar? Bir insanın kişiliğini yaşamındaki durumlarla ilişkilendirmek haddi aşmaktır aynı zamanda. Kimsenin dünyasını yaşama şansımız yok ve o dünyanın içinde yaşayan biz olsaydık acaba sonumuz nasıl olurdu sorusunu da unutmamak mühim.

Her bir kelimenin ve davranışın sebebi vardır. Tümüyle gördüğümüzü ve anladığımızı sanabiliriz lakin biz Müslüman’ız, yani? Kalpleri yarıp bakamayacağımızı adımız gibi biliriz. Müslümanlık, kullanmaktan ürktüğümüz bir kelime mi oldu yoksa?

Marmara Üniversitesi’nde Yedi İklim ile yaptığımız programda bize gelen o soruyla tekrar düşünelim, “Sadece İslami şeyler mi yazıyorsunuz?” Demek ki bu ikisini ayırır olmuşuz yani yaşayış ve İslam’ı. Yoksa bizimle birlikte nefes alan, yürüyen, bir eş dost da değil kendimizden bir uzuv olan, olması gereken İslam’ı böyle ayrı ve uzak, arada bahsedilmesi gerekli olan bir yabancı terim, kavram olarak algılamazdık. Belki de buradan başlamalıyız. Müslüman’ca duruşun neresine sığar hasetlikten türeyen eleştiri?

Meraklısına: Tenkide hakkını veren bir örnek isim olarak Yağız Gönüler’i verebiliriz.