Bismillâhirrahmanirrahîm;
CUMHURBAŞKANLIĞI seçimi için Erdoğan ve Bay Kemal 2. tura kaldı. Bugüne kadar onların birbirine karşı söyledikleri sözler biliniyor. İddiaların açıklık kazanması ve kozlarını kamuoyu önünde paylaşmaları için bir açık oturum yapılması zorunluluk haline geldi. Seçmenin gönül rahatlığı ile oy kullanıp millî iradenin sağlıklı olarak sandığa yansıması, böyle bir tartışma programının yapılmasına bağlıdır.
Erdoğan’ın 3. kez cumhurbaşkanı olması yeteri kadar tartışılmadı. Gücü elinde tutması sebebiyle “tek taraflı” bakış açısı oluşturuldu. Erdoğan, sûnî gündemlerle olayların üzerini örtmeye çalışıp 21 yıllık icraatlarının hesabını vermedi. Rakipleri ile tartışmaya yanaşmadı. Kamuoyunda, “Veremeyeceği hesaplar mı var, yoksa?” endişesi oluştu.
Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilmesinin kendisine ve ülkeye yararlı olmayacağını düşünüyorum. İktidar olduğu 21 senede, ülkeye verebileceğini verdi. Bundan sonrası için patinaj yapmaya başladı. Başarı öyküsü oluşturabilecek orijinal projeleri kalmadı. 2000’li yılların başında siyasette 65 yaş sınırı getirilmesini savundu. Erdoğan’ın sözünü tutmasına yardımcı olmalıyız.
3. kez cumhurbaşkanı seçilmesinin Anayasa’ya aykırı olduğunu söyleyen siyasi partiler var. Konuyu AİHM’ne götürmek isteyenler de! Hukukî otorite olarak kabul edilen Yargıtay eski Başkanı Sami Selçuk, “Erdoğan 3. kez aday olamaz. Tersi durumda tarihsel sorumluluk YSK’nın olur. Hukuk tarihi bunu asla bağışlamaz” (5.2.2023) demişti. Cumhurbaşkanı makamının “tartışmalı” hale getirilmesi ülkenin faydasına değildir.
SİSTEM ARIZALI
BU nasıl başkanlık sistemi ki, halkın yarısını, diğer yarısına düşman hale getiriyor. “Partili” olduğu için “85 milyonun başkanı” olmasını önlüyor. Partizanlığı teşvik ediyor. Cumhurbaşkanının makamına sıkı sıkıya yapışmasına yol açıyor.
Hele seçim sistemi! Hükümet olabilmek için yüzde 50+1 oy alma şartını getiriyor. İki büyük ittifak 6’şar partiyle temsil edilmesine rağmen yüzde 50+1’e ulaşamadılar. Bundan sonra, aralarına daha kaç parti alsınlar ki, bu orana ulaşabilsinler! Eskiden koalisyonlar daha çok 2-3 parti arasında yapılırdı. Böyle giderse, belirlenen orana ulaşabilmek için 10 parti bile yetmeyecek. Şimdiki 2 ittifaka, seçim sonrası yeni partiler eklemlenmedi mi?
Türkiye’deki başkanlık sisteminin “sürdürülebilirlik” özelliği yok. Ya ciddi bir revizyon yapılmalı ya da bir an önce değiştirilmelidir. Millet İttifakı’nın “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem”e geçilmesi “teklifi” oldukça gerçekçidir. Devlet olma ciddiyetine uygundur. Sorumluluğunu bilen, müzakereye açık, uzlaşmacı insanların attığı güzel bir adımdır.
Dikkat ettiniz mi? Millet İttifakı her adımında titizlik gösterdi. Liderler düzeyinde yapılan her toplantıdan sonra alınan kararları genel başkanların imzasıyla kayıt altına aldı. Bunları kamuoyuyla paylaştı. Şeffaf oldu. Birbirine değer verdiler; saygılı davrandılar.
Cumhur İttifakı’na bakınız! 6 parti olarak bir araya gelip Türkiye’nin meselelerini “birlikte” müzakere etmediler. Ortak karar alarak, halka ortak görüntü veremediler. Her şey AKP ekseninde, “tek adam”lık zihniyetiyle yürüdü.
TARİHÎ BİR SEÇİM
SEÇİM günü yaklaştıkça, bazı siyasiler insanı iğrendirecek bir dil kullanmaya başladı. Aziz milletimiz kavga, şiddet ve nefret dilini kullanan; mafya, yer altı dünyası, organize suç örgütleri ve uyuşturucu baronlarıyla birlikte hareket eden zihniyete karşı dikkatli olmalıdır. Kendilerinin yaptığı nice kirli işleri, sanki muhalefet yapıyormuş gibi gösteren istismarcıları iyi tanımalıdır. Seçmenin ferasetli davranması gereklidir.
İcraatın başı, terörü yenemediği için, muhalefetin teröristlerle iş tuttuğu iddiasına sarılıyor. Gerçekse tam tersi! AKP eski Milletvekili Mehmet Ocaktan, “HDP ile ilişki meselesinin esas mimarı AK Parti’dir” demişti. HDP’li Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu, “Hükümet Öcalan’la sürekli görüşüyor” derken; Cumhur İttifakı’nda yer alan DSP lideri Aksakal da, “Apo’nun serbest bırakılabileceğini” (5.5.2023) açıkladı. Her şey ortada! Kimseyi kandırmayın!
Türkiye, haksızlıklar ülkesi haline geldi. İsraf, yolsuzluk, rüşvet olayları tavan yaptı. Asıl büyük yolsuzluk şeffaf olmayan ihalelerde! Ahlâkî çöküntü had safhada! Adalete hasret kaldık. Bütün bunlar için Pazar günü elimizdeki son fırsattır! İşin ciddiyetini bilseydik; Türkiye olarak her ferdimiz, telefon fihristini önümüze koyarak, her sözünün geçtiği kişiye oy verdirir; ülkenin diktatörlüğe dönüşmesine engel olmaya çalışırdı.
Cumhur İttifakı’nı destekleyeceğini söyleyen Doğu Perinçek, “Erdoğan’ın elimizde 38 hırsızlık, yolsuzluk kaseti var” (18.5.2023) demişti. Seçimde ya “tek adam” otokrasisini seçecek ya da Millet İttifakı’nın “ortak akıl” anlayışını seçip ülkemizi istişareyle “birlikte” yönetmenin yolunu açacağız.