Kadın arkadaşı ile sohbet ederken şöyle bir soruya muhatap oluyor. Şu günlerde çocuk düşünüyor musun Dört yıl önce evlenen ve eşi ile birlikte aynı kurumda çalışan hanım cevap veriyor. “Bilmiyorum kararsızız, istiyoruz ama nasıl olacak Kendimizi hazır hissetmiyoruz…”
Bir şarkıcı röportajının arasına şöyle bir cümle sıkıştırıyor: Çocuk konusunda çok kararsızım, yapsam mı yapmasam mı bilmiyorum. Güzel bir duygu olsa gerek ama nasıl vakit ayıracağım…
Bir iş kadını duygularını şöyle ifade ediyor. Evleneli beş yıl oldu ama çocuk sahibi olmaya hazır değiliz. Eşimle konuşup birlikte karar vereceğiz. Ama şu an bunun için çok erken…
Yeni evlenen genç çiftlere sorduğunuzda yine bildik bir ifade ile “çocuk sahibi olmak için çok erken, kendimizi hazır hissetmiyoruz” diyorlar.
Bu sözleri her işittiğimde zihnimde, müşkül bir sorunun üstesinden gelmeye çalışan iki insan, proje aşamasında olan bir iş ya da yaşamsal bir olay canlanıyor ve bunun için düşünmek, kafa yormak ve enine boyuna ölçüp tartmak gerekebilir diyorum. Yapılan plan ve programların, tasarlanan hayatın, düşlenen şeyin bir çocuk olduğunu düşündüğümde ise modern insanın evladını işinin bir parçası haline getirdiğini hissediyor ve endişeye kapılıyorum. İşi ile ilgili yaptığı bütün plan ve programları çocuğu için de tasarlayan modern insan anne baba olmaktan korkuyor. Peki niçin Çünkü işinde olduğu gibi evlat sahibi olmayı da kazanma ve kaybetme düsturu üzerine kuruyor. Ayrıca anne baba olmak onları keyiflerinden, günübirlik yaşadığı eğlencelerinden, harcamalarından ve kendinden vazgeçmeyi gerekli kılıyor. Anne baba olmak işinden ödün vermeyi ve ben değil biz duygu ile yaşamayı gerektiriyor. Fakat modern insan, yaşamı ile ilgili program çizerken iki mesele üzerinde duruyor. Para kazanmak ve özgür olmak. Anne baba olmanın özgürlüğünü elinden alacağını ve maddi aksaklıklara neden olabileceğini düşünüyor. O yüzden günümüz insanı evlat sahibi olmayı sürekli erteliyor. Bunun sonucunda yoğun iletişim sorunu ortaya çıkıyor. Tasarlanan çocuklar anne babaları ile sağlıklı ilişkiler kuramıyorlar. Çünkü onlar anne babanın çizdiği programın birer parçası haline geliyorlar.
Hayatın bazı rutinleri vardır. Bir kadınla ile bir erkek evlenir ve doğal olarak çocuk sahibi olurlar. Anne baba adayları evlat sahibi olmadan önce maddi manevi birikim yapar ancak uzun uzadıya program çizme ihtiyacı içinde olmazlar. Her insan gibi onlar da anne baba olmak ve hayata evlatları ile birlikte devam etmek isterler. İnsanın fıtratına uygun olan da budur zaten.