Aynalar yansıtıcı nesnelerdir. Fakat bu, her ayna doğru yansıtır anlamına gelmez. Yanılsatıcı olanları da var. Bunların dışında sırları dökülmüş, gerçekleri tam olarak yansıtmayanları da bulunuyor. Bu, şu anlama geliyor: Her ayna gerçekleri olduğu gibi yansıtmayabilir. Ayna var ayna var.

Günümüzde bu, daha çok belirgin. Gerçek aynayı bulmak çok kolay olmasa gerek.

Bir savaş ve gerilim hâli yaşanıyor. Her çevre kendi aynasını buluyor ona göre tavır alıyor. Gerçekleri çarpıtan aynalar karşı taraflar için geçerli. Bu aynaları kendilerine göre yapılandırıyorlar ya da olaylara kendilerine göre tutuyorlar. Dolayısıyla bu, tarih için en dikkate değer olanı.

Yakın tarihimizdeki olaylara bakıldığında bile bu, kolaylıkla anlaşılabiliniyor. Sıradan birini kahraman gibi sunmak, gerçek kahramanları ise gözden düşürmek, hasıraltı etmek de söz konusu.

Yakın tarihimizin olaylarından 28 Şubat gerçeği, gerçeğinden çok farklı yansıtılıyor. Egemenler kendilerine göre bir çerçeve oluşturuyorlar, bunun içinde baktırıyorlar. Bu çerçeve etrafında yer alanlar da bunun böyle olduğunun vurguluyorlar. Medya ve reklâm bunun en önemli aracı.

İnsanlar, üzerine ağdırılanlarla yönlendiriliyorlar.

Yüzyılın başından beri tarihi doğru dürüst okuyamıyoruz. Nedeni jakoben / baskıcı yönetimlerin tutumu. Batıcı ruhu yerleştirmek için böyle bir tutum sergilediler. Millete ve tarihe rağmen kendi tarihlerini oluşturdular. Bu yüzden geçen yüzyıldan beri kim kahraman kim değil, belirsiz. Millet kendi sezgileriyle bir takım sonuçlara ulaşmaya çabalıyorlar. Güvenmediği yönetimlerin yaptıklarının veya öne çıkardıklarının tam tersini yaparak bir sonuca ulaşmaya çalışıyorlar. Bu, biraz da Sultan Abdülhamit yöntemidir. Belli bir dönem için sağlıklı sonuçlar elde edildi.

Tabii egemenler her duruma karşı yeni bir taktik geliştiriyor. Alternatiflerini de hazırlıyor. Örneğin gerçek ile gerçek olmayanı birbirine karıştırıyor. Ya da ters durumlar ortaya koyarak yanıltıcı yollara da başvurabiliyor. Bunda da istenilen sonucu rahatlıkla elde edebiliyor.

Bu düzlemde hangi ayna sağlıklı, hangisi değil o da kuşkulu.

Emperyalizm bir ülkeyi işgal ettiğinde yeni yöntemlere başvurdu, bunda da başarılı oldu.

Her şey ayan beyan, öyle görünüyor olmasına karşın, belki de tarihin en karanlık dönemi diyebiliriz.

Doğruyu bulmanın sahihlik gerektirdiği bilinen bir gerçek. Sahihlik ise yanıltıcı düzlemde karşılık bulamayabiliyor ne yazık ki.

Tarih bunları yazabilecek mi, bu da kuşkulu. Neden dense, çünkü egemenler kendi tarihlerini öylesine ince işliyorlar ki, onların karşısında yer alanlar kendilerini ortaya koyamıyorlar. Aynaları yeterli değil. Yeterli olsa bile yeterince yansıtıcı olamıyor. Aynaların görüntüleri bile çarpıtılabiliniyor.

Müslümanlar kendi düzlemlerini, aynalarını daha sağlıklı oluşturmak zorundadırlar. Tartılarını, gözlemlerini çeşitlendirmelidirler. En güvendiklerine bile ihtiyatla yaklaşmak durumunadırlar. Bu, artık yoğurda üflemekten öte bir durum. Güvenilen dağlara çoktan karlar yağdı, yağıyor.

Çıkar insanların bireysel başatı olunca genel durum göz ardı oluyor.

İnsan tamah ve hırs kurbanı. Bu, hiçbir zaman değişmiyor.

Tarihi doğru ve sağlıklı okumanın yol ve yöntemi başta sahihlikten geçiyor. Halis niyetten, iyi amelden geçiyor. İnsan saygınlığını koruyabilmesi için önce kendisi sağlıklı ve güvenilir olmalı. Emin olmalı. Emanet ehli olmalı. Doğru söz sahibi olmalı. Çıkarsız ve ön yargısız olmalı. Bütün bu güzellikleri edindikten sonra da Allah’a teslim olmalı. Arkası kendiliğinden gelir.