TARİH: Sosyal bünyenin organı olmak itibariyle

insanlığın davranış ve fikirlerinin gelişmesini takip eden, olayların

doğuşundan varoluş sürecine ve sonucuna, hatta madde ve eşyanın geçmişini de

içine alan ilim dalıdır.

İnsanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özellik tarih

bilincidir. Tarih bilinci birey için önemli olduğu kadar toplum içinde

önemlidir. Daha doğrusu tarih algısı bireyi toplumsallaştıran çok güçlü

argümanlardan biridir. Diğer bir ifadeyle toplumsallaşma, aidiyet duygusu tarih

şuuru sonucu meydana gelir. Çünkü geçmiş/tarih hafızadır. Hafıza yani birikim.

Bireysel ya da toplumsal hafıza eşyanın hakikatinin

depolandığı bir alandır. Üstelik ham değil mamul olarak. Birey olsun toplum

olsun tüm gelecekler hafıza üzerine kurulur. İşte tam da insanın halife

olarak yaratılma olgusu ve emanet denilen şey budur.

Medeniyet denilen şey tarihin total malzemelerinin bir

disiplin içerisinde yan yana gelmesidir. Anlamlar haritasının oluşmasıdır.

Medeniyet inşası onların üzerine bina edilir. Bu anlamda tarihi olmayanın

medeniyeti de olmaz. Aslında tarih için insanlığın ömrü tanımı yapılsa yanlış

olmaz.

Toplumların dünya sahnesinde varlıklarını etkin bir

şekilde sürdürmesi, medeniyet algı gücü ile çok yakından ilişkisi vardır.

Kimlik inşası medeniyet alanında mümkündür. Devletleri ellerinden alınmış ve

hâkimiyetleri son bulmuş birçok millet; tarih bilinci ve medeniyet algısını

sürekli ve canlı tutmaları sonucu tarih sahnesinde kalmışlar ve yeniden; özerk

veya bağımsız devlet olarak varlıklarını sürdürmeyi başarmışlardır. 

Tarih ve medeniyet algı gücünün farkında olan

müşrik/emperyalist devletler; hedef milletleri tarih bilincinden ve sahip

oldukları medeniyet iddiasından vazgeçirmek için küresel bazda kısa, orta ve

uzun vadede projeler ortaya koymuşlardır.

Bu proje içerisinde yer alan ülkelerden biri de;

Tanzimat tan bu yana Osmanlı/Türkiye dir. Cumhuriyet in ilanı ve yapılan

devrimlerle birlikte; Türkiye siyasi sistem olarak sahip olduğu medeniyet

iddiasından vazgeçmiş ve yüzyıllardır mücadele ettiği Batı medeniyeti

saflarında yerini almıştır.

Bu durum ise bölgesel ve küresel güç olma ülküsünden

uzaklaş(tırıl)arak yeni yetme devlet boyutuna düşmesine neden olmuştur. Ülke

insanı hedefsiz, çevresi ile tanışık ve barışık olmayan bir hale getirilmiştir.

Son çeyrek asırda misyon ve vizyon yüklenen çalışmalar

boy gösterir olsa da henüz karaya oturan medeniyet gemisi okyanuslara

açılamamıştır. Doğu ve Batı medeniyetlerinin çatırdadığı bu yüzyılda, İslam

medeniyeti mensuplarının zaman geçirmeden çağa söyleyecekleri sözü söylemeleri

gerekmektedir.

Anacak bu sözün çok güçlü ve en uzak noktalarda duyulması

ve hissedilebilmesi için; tarih ve medeniyet bilincinin çok yüksek olması

önemlidir.